Hiçlikten maddeye

22/11/2018 20:22 1497

“Hiçlik” nedir, nasıl var olmuştur?

 

Stephen Hawking ve ABD’li fizikçi LeonardMlodinow’un ortaklaşa yazdıkları ‘Büyük Tasarım’ kitabında “Büyük patlama” teorisinin, evrenin fizik yasalarının kaçınılmaz sonucu olarak “Hiçlikten var olabileceğini” savunuyorlar.

Kuramlar yeni soruları getiriyor…

Hiçliğin yaratıcısı, Enerjiyi maddeye dönüştüren Allah değil midir?

Yaşamın oluşmasındaki ince ayarlar neyi kanıtlamaktadır?

Yoksa her yol, akıllı bir tasarımcı olan Allah’a mı çıkıyor?

 

Hiçlik ve varoluş

 

Hiçlik nedir ve bizler hiçliği bilebilir miyiz?

Önce hiçlik konusunda yapılan tanımlara bir bakmak lazım.

Felsefede hiçlik, var olmama durumu olarak tarif ediliyor. Yani mevcut olmama hali, yokluk şeklinde de kullanılıyor. Hiçlik, göreli olarak ifade ediliyor ve hiççilik akımı bu anlamlar üzerine kurulan bir öğreti olarak da yer alıyor.

 

Hz. Mevlana hiçlik konusunda; “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol! Menzilin yokluk olsun!

İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil, hiçlik bilincidir” şeklinde bir yorum getiriyor.

 

Hiçliğin tanımı yapılamaz diyenler var. Hiçlik tanımlanırsa hiçlik olmaz görüşü, hiçliği yalnızlaştırıyor.

Gerçekten varoluşun içinde olan biz insanlar, bu tariflere uyan hiçlik ile hiç tanışmadık. Dev uzayı boş zannediyorduk, bugün anladık ki evrenin tamamı siyah enerji denilen bir enerji ile kaplı ve tamamında manyetik bir alan var. Daha göremediğimiz ve bilemediğimiz varoluş gerçeklerini de kabul etmek zorundayız.

Hiçlik zorunlu bir potansiyelsizlik olarak da biliniyordu.

Ancak son zamanlarda Kuantum mekaniği denilen, atom altı dünyasının teoremleriyle “Hiçlik tanımı yapılabilir” diyenler ortaya çıkmaya başladı.

Bu tanımda madde ile anti maddenin, yani pozitif ile negatifin simetrisidir diyerek, kısaca “Hiçlik simetriktir” tarifi yapıldı.

Madem hiçlik bir potansiyelsizlik olarak görülüyor, o halde hiçliği sıfıra benzetebiliriz denildi. Bu durumda sıfır bir niteliğin yokluğunu temsil etme görevini üstlendi.

Bu tariften yürüyerek, kuantum dalgalarının kendiliğinden, hiçlikten enerji üretip, evreni ve hatta sonsuz evrenleri ortaya çıkarabileceği iddia ediliyor. Yani her şey enerjiden olduğuna göre, tüm bu oluşumlar için lazım olanın “Hiçlik” olduğunu iddia edenler var.

Hiçlik konusunu tam tanımlamamız mümkün değil. Burada yazılanların bir kısmı, her şeyin bir tek yaratıcısı olma fikrini kabullenmeyip, sorgulayanların görüşlerinden kaynaklanıyor. Temeli sağlam olmayan bir teoremden yola çıkarak, varoluşun hiçbir doğaüstü güce ihtiyacı olmadan kendiliğinden olabileceği iddiasını kabul ettirebilmek adına kimi söylemler bunlar.

Fizikçi Lawrence Krauss''Hiç yoktan bir evren'' isimli kitabında evrenin yokluktan, kendiliğinden çıkabildiğini ve dolayısıyla ''Neden hiçbir şey değil de bir şeyler var?'' sorusunu cevapladığını iddia ediyor.

Hiç yoktan evren oluşabileceğini söyleyen belgeseller de yapıldı. Burada amaçlanan bir yaratıcıya ihtiyaç olmadan, varoluşun mümkün olduğunu ispatlamak.

Kimin neye inandığı bizi hiç ilgilendirmiyor. Ancak hiçlik konusunda çok önemli yanılgılar olduğunu düşünüyorum.

Her şeyden önce, hiçliğin yokluk olarak kabul edilmesi çok yanlış. Çünkü biz insanoğulları varoluşun içinde yokluğu bilmemiz zaten mümkün değil.

Krauss'un yokluk ile kast ettiği ''kuantum vakum'' diye adlandırdığı ve Evreni oluşturan bir sistem düşüncesidir. Üstelik sadece bir teorem olarak, birçok bilim adamı tarafından da bu görüşleri ciddi şekilde eleştiriliyor.

 

Yaratıcı, imanı yarattığı gibi, kuşkuyu da yarattı. Aslında iman, özgür düşünmek ve akıl yürütmekle kazanılıyor. Kuşku imana giden yolda, bir öğrenme metodu olarak görev yapar. Merakı yaratan bir mekanizma olarak, keşif yapmayı tetikler. Bu bakımdan, konumuzla ilgili katıldığım veya katılmadığım görüşleri yazmaya çalışıyorum.

Hiçlik kavramı, boyutsuz bir noktadan ortaya çıkan bir evrenin oluşumunu anlamaya çalışırken, ortaya çıkıyor. İşin kuşkuculuğunu doğru bir şekilde yapmak açısından baktığımızda, evrenimizin oluşumu öncesi, yani boyutsuz bir noktadan patladığında, şişme devresi öncesinin, bilinen fizik kurallarının geçerli olmadığı bir saha olduğunu söylememiz gerekiyor. Bu saha Kuantum mekaniği kavramlarının geçerli olduğu bir saha olarak belirtiliyor. Bu sahaya “Planck çağı” deniyor. Günümüzde bu çağla ilgili araştırmalara “Kuantum Kozmolojisi” adı verilmektedir.

Yani bahsedilen dönem, bizim daha tam kavrayamadığımız, başka fizik kurallarının geçerli olduğu, yaradılışın bir başka aşamasıdır. Bundan önce Hiçlik adını vererek tanımlamaya veya isimlendirmeye çalıştığımız bir başka dönem varsa, aslında hiçliği de Allah yaratmıştır.

 

“Hiçlik yokluk mu, yoksa hiçlik, tam tersi olarak, var oluşun sonsuz kere sonsuz kurallarının bütünlüğünü barındıran, görünmeyen, şekli ve mekânı olmayan ve tüm varoluşun asli unsurlarıdır diyebilir miyiz?”

 

Burada konuştuğumuz,  Big-Bang (Patla-açıl) hikâyesinin öncesidir. Yani, Evrenin boyutsuz başlangıç tekilliğini anlamaya çalışıyoruz.

Sonun başlangıcı, başlangıcın sonu dediğimiz an, Big-Bang hikâyesi işte bu noktada başlıyor.

Düşünülebilecek en küçük mekândan, patlayarak filizleniyor Evrenimiz.

Sonsuz kere sonsuz olasılıkların ilk hareketi için emir âleminden, Allah tarafından “Ol” emri ile varoluş başlıyor.

Bu gün insanlık maddeyi parçalamayı başardı. Ancak hala maddenin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyor.

 

Maddeye kütlesini veren neydi?

 

Bu sorunun cevabı aranıyor. Daha önce geniş bir şekilde anlatmıştım. Bu kez kısaca tekrar değinelim.

İngiliz Peter Higgs, hayalet parçacık dediği ve ismine sonradan Higgsbozonu adı verilen, bir atom altı parçacıktan bahsetmektedir. Araştırması sonucu, maddesel kütleyi açıklamak için bu parçacık önerilmektedir. Bugün için henüz fizikçiler, tam olarak gözlemleyerek bir sonuç alamadılar. Çalışmalar devam ediyor. CERNʼde yüz yılın deneyi olarak, Haziran 2012 yılı itibarı ile bu parçacığın varlığı araştırılıyor. Bilim dünyası ve insanlık atomu parçaladıktan sonra, madde yapmayı başarabilecek mi? İşte bu sorunun cevabı, CERN’de özel hazırlanmış laboratuvarlarda, hızlandırıcılar kullanarak, Hadron çarpıştırıcısı ile deneyler yaptılar ve hayalet parçacığın izine rastladıklarını belirttiler. Ancak hala kesin bir cevap bulamadılar.

 

***