HER YÖNÜYLE ÇANAKKALE

22/03/2019 13:10 2038

Bu hafta ÇANAKKALE geçilmez Kutlamalarımızın 104.sü. Bu kutlamalar 18 Martta yapılıyor. Bir diyeceğim de yok, sakıncası da yok, elbette. Ancak, sadece, tarihî olarak bilinmesinde yarar var diye düşündüğüm için, kısa bir hatırlatma yapma gereği duydum.  18 Mart, Çanakkale savaşlarının bitimi değil, aslında başlangıcıdır. Çünkü, 18 Mart tarihinde, düşman, ağır gemi kayıpları vererek denizden geçemeyeceğini gördüğü için, karşılıklı deniz savaşları hemen hemen bitmiş oldu. Böylece yaklaşık bir ay süren deniz savaşları, yerini, Nisan sonlarından itibaren ağırlıklı olarak kara savaşlarına bıraktı. 1915 sonlarına kadar ve çoğunluğu çok sert geçen kara savaşları, Türk kahramanlık destanlarının mahşere kadar unutulmayacak şekilde tarihe mühür kazdığı savaşlardır. 18 Mart’ta düşmanı yenen Nusrat mayın gemisinin mayınlarını döşeyen Hafız Nazmi Bey, Tophaneli Yüzbaşı Hakkı ve emri veren komutan Cevat Bey’i anmadan, minnetlerimizi sunmadan geçemeyiz.

Çanakkale Savaşları, aslında, Alman Genelkurmayı’nın çok istediği bir cephede olmuştur. Çünkü, İtilaf Devletlerinin güçlerinin bölünmesi gerekti, Almanya için. Biz de müttefik olduğumuz için, düşmana GEÇ demeyecektik elbette. Gelibolu Yarımadası cephesinin komutanı Alman Liman Von SANDERS’tir. İlginç değil mi? Bu durum TÜRK SUBAYLARI arasında ciddi rahatsızlık yaratmıştır. Osmanlı Genelkurmayı’na bu rahatsızlık iletilmiş, ancak, istenen tedbirler tam da alınmamıştır veya alınamamıştır.

Çanakkale Savaşları’nı, Türk Millî Mücadelesiz düşünmek mümkün değildir. Diğer bir ifade ile Çanakkale Savaşları ve Türk Millî Mücadelesi, beraber düşünülmeli ve birbirlerinden ayrılmamalıdır. Çünkü, Çanakkale’nin geçilememesi, Türk Milleti’ne, düşmanın gücü ne olursa olsun, YENİLEBİLİR düşüncesini vermiştir. Millî Mücadele’nin Lideri, aynen böyle söylemektedir; “Türk Askeri’nin gözündeki Hürriyet Aşıkı olduğunu gösteren ışığı gördüm. Birkaç dakika sonra öleceğini bile bile ölüme nasıl gittiğini gördüm. Böyle bir millet esir yaşar mı,” mealli sözleri Çanakkale ve Millî Mücadele’nin bir bütün olduğunu göstermeye yeter de artar bile.

Çanakkale’de Türk Milleti’nin maneviyatından başka yerlerde aramak anlamsız ve gereksizdir. Çünkü, Anadolu Türklüğü, 1699’dan beri sürekli yenilgiler yaşamakta ve maneviyatı kalmamış bulunmaktadır. Özellikle, Çanakkale Savaşlarından iki sene önce yapılan Balkan savaşlarında öyle bir hezimet, bozgun yaşanmıştır ki, bu hezimet, bu bozgun Türk Tarihinde yoktur diyen çok tarihçi vardır, ben de dahil.

O halde, Çanakkale’yi 215 yıl sonra farklı kılan nedir?

En başta hiçbir cephede kaybetmemiş olan Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.

Eğer öyle olmasa idi, 1917’de Şehzade Vahidettin Almanya seyahatine giderken neden yaver olarak o seçildi?

Eğer öyle olmasa idi, Anadolu’ya büyük yetkilerle gönderilecek bu kadar subay varken, neden o seçildi?

Mustafa Kemal, o dönemde, Çanakkale Kahramanı olarak tanındığı için bu görevlere gelmiştir.   

Çanakkale Gazisi, gururum İsmail Hakkı Çavuş’un torunu olarak Çanakkale Geçilmez dedirten diğer manevî önderleri de anmalıyım.

Seyit Onbaşılar, Yahya Çavuşlar ve bunların şahsında subay, er tüm TÜRK ASKERİNE, TÜRK MİLLETİNE saygı, minnet ve şükranlarımızı sunmalıyız.

Millî Mücadele olmasa idi, acaba, Çanakkale’yi 104 yıldan beri kutlamak mümkün olabilir mi idi?

Çünkü, biz, her şeye rağmen, Çanakkale’de düşmanı geçirtmedik ama, düşman, 13 Kasım 1918’de Çanakkale’yi de geçti, Marmara’yı da geçti, İstanbul’a demir attı ve kalpgâhımızı işgal etti.