GERÇEKLER IŞIĞINDA KİM GİDER, KİM KALIR ?

13/05/2019 22:13 488

 

Atatürk, ülke işgal edildiğinde, işgal kuvvetlerinin savaş gemilerine bakarak; ‘’Geldikleri gibi giderler’’ demişti. Süreç içerisinde Türk milleti bir varlık savaşı vererek düşmanı yurttan kovmuş, Ata’sını haklı çıkartmıştı. Ya bu günümüzün İslamcı partisi ve onların yerli, yabancı işbirlikçileri. Onlar demokrasi yoluyla barışçıl bir şekilde giderler mi?

Hayır gitmezler ve gitmeyecekler de. Bunun en bariz ispatı YSK’nın vermiş olduğu seçimin iptali kararıdır.

Osmanlı döneminde ülke cehalet ve tarikatlar eliyle denetim altına alınıp ufak bir azınlık tarafından yönetiliyordu. Cemaat ve tarikatların doyurulması toplumun güdülenmesi bakımından yeterli oluyordu. Tüm ülke çapında okuma yazma bilenlerin oranı sadece %7 idi. Osmanlının toprak genişliği ve büyüklüğü göz önüne alınırsa bunun çok düşük bir oran olduğu görülür.

Osmanlı yıkılıp, Cumhuriyet rejimi kurulduktan sonra din ve devlet işleri birbirinden ayrılmakla birlikte, cemaat ve tarikatlar varlıklarını ve eylemlerini yer altından sürdürmeye devam ettiler. Ülkedeki bu dine dayalı yapı, günden güne serpilip büyüdü ve palazlandı. Cahillik ve din sömürüsüne karşı olmak dine karşı olmak gibi gösterildi. İnsanlar sindirildi.

Bugünkü İslamcı yapı Osmanlı döneminden beri gelişip büyüyen yapıdır. İslamcılar yıllardır karınca gibi çalışarak belli bir olgunluğa ve yönetim kadrolarına eriştiler. 2002 yılından itibarense devleti ve devletin belli köşe başlarını ele geçirdiler. Kendi zenginlerini, kendi sınıflarını yarattılar. Demokrasiyle, millet iradesiyle veya seçimle bu kazanımlarını bırakacaklar mı zannediyorsunuz.!!!  Asla… Zaten yandaşları ve sempatizanları çalıyorsa benden çalıyor, sana ne demediler mi?

İslamcı sistem ihtiyaç duyduğu her oluşumu kendi iç bünyesinden yarattı. Yani bir bitkinin fotosentez yapması gibi, kapalı lokal yapıda her işlerini kendi aralarında gördüler, sonunda devlet ve devlet kadrolarına ulaştılar böylece hem daha fazla güçlendiler hem de mali olarak semirdiler. Hatırlayın, kendi marketleri, dükkanları oluşunca fiyatına bakmadan emir eri gibi o işletmelerden alışveriş yapıp orayı kalkındırmadılar mı? En korkunç olan, cehaletin organize ve örgütlü olmasıdır. Böyle olduğunda onlardan her türlü melaneti ve kötülüğü bekleyebilirsiniz. Mevlana bile “islamı, yobazlardan koruyun, aksi takdirde dünyayı İslam’dan koruyun” demedi mi? Şimdi durmuş demokrasi ve seçimler yoluyla bir şeyleri değiştirebileceğinizi zannediyorsunuz.

Siyasi gelişmeleri dikkatli değerlendirin, yeniden seçimlere girmek, tamamen AK partinin manipülasyonuna gelmek, onların ekmeğine yağ sürmektir. 36 gün yırtındılar delil bulamadılar. Tüm güç kendilerinde olmasına karşın seçimi ve en büyük rant kapılarını İstanbul’u kaybettiler. Sonunda demokrasiye ve ülkeye ne kadar zarar verdikleri umurlarında olmadan kaybettiklerini geri almak umuduyla seçimi iptal ettirdiler. Günümüzde ise; yenilenecek seçimde mağdur olanın daha fazla kuvvetlenerek gücünü pekiştireceği yalanını yayıyorlar. Böylelikle seçim iptali yasal bir görünüme kavuşacak. Önceki dönemin(11) Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül ve sn. Bin Ali’den önceki Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan olumsuz görüş bildirdiler.

Arınç bile tekrar sahneye çıkarak, konuşmaya başladı, hesapta Erdoğan’ı ve partiyi iğneleyerek özeleştiri yapar gibi görünüyor. Bir yandan da İmamoğlu’nun gücünü çok arttırdığını dillendiriyor. Manipülasyonun bini bir para, yersen. Ancak yiyen gene yiyecek. Unutulmasın minareyi çalan kılıfını hazırlar.

İkinci bir husus; DSP (30bin817) ve Saadet Partisi(103bin300) partisi oyları, bunların toplamda 150 bin civarı oyu var. Bu iki parti seçime girip oyları bölecek mi?

Bir diğer ve son soru; Kürtler seçimde kime destek verecek. Apo’nun hareketlenen, gelen giden trafiğine ve mektuplarına bakılınca perde arkasında farklı pazarlıklar olduğu görünüyor.

Demokrasi oyunu, büyük yığınların oynadığı, verdikleri oylar ile bir şeyleri değiştirebileceklerini zannettikleri bir oyundur.

Neticede oyu verenler değil, sayanlar önemlidir. Seçimin iptali kararının hemen sonrasında sıcağı sıcağına TKP İmamoğlu lehine adayını geri çekti. Saadet partisi adayı İmamoğlu lehine çekilebileceğini kamuya açıkladı. Akşener sine-i millete gidelim diyerek demeç verdi. Bunlar örnek tavırlardır.

Bugün yapılması gereken ve sorun;

Sorun, Milletin iradesi ve bilek gücü ile alınan yasal bir seçimin masa başında siyasi baskılarla iptal edilmesidir. O2 Mart İtirazın son günü diye, İyi Partinin  M. Kemal Paşa İlçesindeki seçim itirazını reddeden YSK, aynı titizliği, AK Parti Ve MHP itirazlarında neden göstermedi dersiniz?

İl valilerinin ve İlçe Kaymakamlarının hazırladığı sandık görevlileri (bir kamu görevlisi ve sandık başkanı) listesini onaylayan kim? Hangi mercii?
Yapılması gereken; Hukuksuz ve haksız, mesnetsiz olarak iptal edilen ve zoraki yeni yapılacak seçimin güvenilir bir demokratik ortamda yapılmasıdır. Oynanan çirkin oyun ancak böyle bozulur.

Gün akıllı ve öngörülü olma günüdür. Demokrasi demek elinizde %43 oy oranı ile %57’ye hükmetmeniz demek değildir. Yani her iki kişiden biri şu anki yönetimi istemiyor onlara ve yaptıklarına tamamen karşı.

Acaba bunun nedeni Türklüğün bütün değerlerini yerle bir etmeleri, eğitimi, sağlığı, ekonomiyi, tarımı, sanayiyi, adaleti, hukuku yok etmek ve ülkede satılmadık değer bırakmayıp ülkeyi bir sömürge haline getirmeleri olabilir mi? Bu gün içinde bulunduğumuz ekonomik duruma ve piyasalara baktığınız da, durumu çok net görebilirsiniz.

Seçim sürecinde ekonomi geri dönülmez şekilde zedelenecek. Hatta şu anda paramız %5 değer kaybetti bile. Seçim mi, geçim mi derseniz cevap duruma göre değişir.

SON SÖZ: ‘’ SEÇMEN, VİCDAN MI? CÜZDAN MI? TERCİHİNİ YAPMALIDIR.