Gerçekler gölgeleniyor mu?

11/03/2019 20:45 1849

Biz mi hayattan çalıyoruz, yoksa hayat mı bizden çalıyor?

Dayatılmış o kadar çok şey var ki, biz dayatmalara inat özgür benliğimizi keşfedemiyoruz.

Ezberlerle yaşamak insana göre değil. O kadar çok ve çözemediğimiz tesirler altındayız ki, farkında olmadan ve büyülenmiş gibi yaşıyoruz.

Çocuklarımıza okullarda ezber öğretiliyor. Koca bir yaşamı kalıplara sığdırmaya çalışıyoruz. Okul dönemi ve kariyer için üniversite çabaları sonrası, iş bekleyen milyonların arasına katılı veriyoruz.

‘Bir iş bulamadın’ nidaları arasında, onca okumanın ve diploma sahibi olmanın gururu yerine,’ iş bulamayan okumuş çocuk’ezikliği içine düşüyoruz çocuklarımızı.

Ailen, çevrendeki insanlar, dostların, sevdiğin insan, hepsi bir iş için sana yardım etmek istiyorlar. Ama doğduğun şehir, yıllarca ihmal edilmiş bir şehir. Geçmişteki görkemli günlerini neredeyse unutmaya başlamış. İş ve ekmek umudu bir yer olmaktan çıkmış, işsizler kenti olmuş yaşadığın yer.

Yerel seçime giderken…

Bu satırları bana yazdıran sebepler var. Etrafımda o kadar çok işsiz veya işten çıkarılmış genç var ki, ister istemez, ekonomi, istihdam ve Adana ilimizin durumunu düşündürüyor bana. Belirli yaşa kadar çalışmış ve ülke kriz ortamına girince işini kaybetmiş insanlar var. O kadar genç işsiz varken, tekrar iş bulmaları imkânsız hale gelmiş neredeyse. Birde devlet kazanılmış haklarını ellerinden almış ve emekli de olamıyor bu insanlar.

Ülkenin göz bebeği tarım ovasına sahip bir şehirde yaşıyoruz. Ama ülkemiz onca verimli topraklarına rağmen, tarım ürünlerinde yokluklar ve pahalılık yaşar hale gelmiş. Yani planlı bir tarım politikasını becerememiş.

Dün bir dükkâna girdim ve alış veriş ederken, satıcı, gururla ‘Karakılçık buğdayından yapılmış bulgur nihayet geldi’dedi. Kendi buğdayımız karaborsa olmuş. Meraklı bir fırıncı arkadaşımız var ve Konya tarafında bir un fabrikasının, Anadolu buğdayından yaptığı unları, Amerikalılara gönderdiğini duymuş. Kendisi de temin etmek için mücadele etti ve Siyez buğdayımızın unundan ekmekler yapmış. Tabi un çok pahalı ve az bulunuyor. Yani dünyanın peşinde olduğu, kendi buğdayımızı üretemiyoruz. Niye yerli tohumlarımızınüretimine yeterli teşvik verilmez, ithal ürünlere mahkûm oluruz ki?

Adana şehir merkezinde geçen gün uzunca süre dolaştım. Hangi markete gelsem, önünde bir kadın oturuyordu. Kimisinin kucağında çocuğu vardı. Yardım dileniyorlardı. Önce Suriyeli mi diye geliyor insanın aklına. Konuşunca Suriyeli değil, kendi ülkemizin insanları olduğunu anlıyorsun.

Bir başka yerde esnafla müşterisi tartışıyor. Kadın kurutulmuş dolmalık ürünlerden almak istemiş. Ama fiyatlar artmış. Kadın esnafa ver yansın ediyor. ‘Fiyatları siz haksız yere arttırıyorsunuz’ diyor. Adam müşterisini kırmadan izah etmeye çalışıyor. ‘Hanımefendi biz bu malı şu an size verdiğimiz fiyattan tekrar yerine koyamayacağız. Bunu biliyoruz ve yine de satıyoruz’ diyor. Kadın inanmıyor. Çünkü ülkeyi yönetenlere inanıyor ve esnafla halk birbirine düşüyor.

Üretici ile satıcı arasına, bir yığın simsar girmiş, Nakliyat fiyatları, akaryakıttaki vergi ve zamlarla maliyetleri arttırmış, gel de anlat şimdi!

İnternet aboneliğimin taahhüt sözleşmesi bitti. Yenilemeye gittim. Bana sundukları yeni unsurlar, neredeyse yüzde yüz artmış vaziyette. Birde bir düzen kurulmuş, iki yıl taahhüt yapacaksın, kullansan da, kullanmasan da bu aylık parayı ödeyeceksin. ‘Normal tarife uygulayalım taahhüt vermeyelim’ dedin mi, fiyatlar daha da artıp, aylık olarak 165 TL’leri buluyor.  Emekliye 100 Tl zam, hemen internetten yarısı geri alınıyor. Bu bence sömürülmekten başka bir şey değil. Kapattım interneti ve birey olma hakkımı kullandım.

Yığın mıyız toplum muyuz?

Bir arkadaşım göndermişti, “NıccolaMachıavelli demiş ki; İnsan yığınları büyük hırsıza kızmaz. Çünkü özlemi odur.

İnsan yığınları yalancıya da kızmaz. Kendisi de yalancıdır da ondan. İnsan yığınları yoksula kızar. ‘Aptallığından’ der.

Yığın ‘Toplum’ değildir. Yığın otoriteye itaat ederek hareket eder. Toplum bireylerden oluşur, sorgular, örgütlenir. Kitlenize bakın anlarsınız. Yığın mıdır, toplum mudur?”

Ülkemizdeki siyaset anlayışı ve uygulanışa bakarsanız, siz Machıvelli’ye hak vermez misiniz? Ama bu zat bu sözü ülkemiz için değil, insan yapısı açısından tüm dünya için söylemiş

İşte yerel seçime gidiyoruz ve nelerle uğraşıyoruz?

Adanalı başkan adaylarımız var. Büyük şehirde ikisi de halen kendi belediyelerinde başkanlık yapan, tanıdığımız kişiler. Ama yerel seçime giderken, yerel sorunlarımız ve çözümlerini duyamıyoruz.

Bizim Gazetecilik okulunda okurken derslerimizin birinde, propaganda teknikleri anlatıldı. Halkın kafası nasıl bulandırılıp, kendi açısından konuşulması istenmeyen konuların yerini alacak yöntemler uygulamak, bu tekniklerden biriydi. İşte yerel seçimde ‘ülke elden gidiyor’ propagandası bun yüzden yapılıyor. Kimse ekonomik sıkıntıları konuşmasın, belediyelerin borç batağında olanlar, konuşulmasın isteniyor.

Adana niye bu halde? Hani cazibe merkezi olacaktı da, niye olmuyor? Neden nitelikli göç veriyor? Büyükşehir belediyesi bu kadar borçlanmasına rağmen, neden projelerini bitiremedi ve yarım bekliyor? Gelecekte Adana vizyonu ne olacak? Yeni projeler neden ortaya konmuyor? Projeler varsa, kaynakları neden açıklanmıyor?

Soruları sormaya devam edeceğiz.