Felaketler Kader Değildir

19/11/2018 00:49 694

 

Zaman zaman kendi kendime düşünüyorum da;

Biz insanlar, ne kadar çabuk unutuyoruz…

Büyüklerimiz ne derdi;

“İnsanoğlu nisyanla malüldür”, yani unutur.

Değerleri elimizde bulundururken kıymetini bilmez, ama bu değerleri muhtelif vesilelerle kaybettiğimizde “vay canına, şimdiye kadar bunun kıymetini bilmemişiz” deyiveririz.

Sahilleri kaybettikçe, doğal denizin kıymetini anlıyor, ormanlarımız yandıkça ciğerlerimizi dağlıyor, sularımızı değerlendirmeden yok ettikçe, yanımızda içecek su taşımaya başlıyor, ama bütün bunlara rağmen yine de bu olumsuzlukların gerçek önlemlerini almıyoruz.

Yani “benden sonrası tufan”

Ne kadar yanlış değil mi?..

Hep tekrarlar dururum.

“Felaketler kader değildir” diye.

Onlar (felaketler)çok uzun süre, önce hem de muhtelif vesilelerle haber vererek, sorumsuz sorumluların ihmalleri sonucu gelirler.

Arz’ın dengesini insanlara bir felaket olarak sunan, tabiatın kendisi değildir.

Onunla; yani tabiatla dost olmasını bilmeyen “insan”dır kabahatli olan.

“Yine nostalji takıldın” demeyecekseniz, eski yıllara eski ya günlerine şöyle bir dönmek istiyorum.

Çok değil 15-20  yıl öncesi; okulların tatiliyle beraber Çukurova’lı , tabir yerinde ise pılısını pırtısını toplayıp, yaylalara, bağlara ve denizlere giderdi.

İlginçtir bizim, Limonlu, Kocahasanlı, Davultepe beldelerinde “deniz evi” diye, evlerini kiraladığımız ev sahipleri yaylalara çıkarlardı.

Gerçi bu gelenek, kısmen de olsa halen devam ediyor.

O zamanlar Mersin’li; Ayvagediği, Gözne, Fındıkpınarı ve diğer yaylalara koşar, Osmaniyeli Zorkun’a taşınırken, Adanalı da Tekir ve Pozantı ile muhtelif yaylalara göç ederdi.

Şehirde kalanlar ise, uğurladıkları yakınlarına “Benim için de ciğerlerine çam kokularını çek, serin yayla sularını kana kana iç” temennisinde bulunurlardı..

Şimdi bakıyorum da yaylaya giden yazlıkçılar, yanlarına bidon bidon su alıyorlar.

Yani kentten yazıya, içme suyu götürüyorlar.

Söğütlü yaylasında güzel bir evi olan Mehmet bey diyor ki;

“Ben şahsen, Akdeniz ve Toros’ların bu kadar çabuk kirletileceğini ummuyordum. Hatırlarım toplu yürüyüşlerimizde, ellerimizde bidonlarla ihtiyacı olan ağaçları sulardık.

O zamanlar ağaçların arasından evleri arardık. Şimdi evlerden ağaçları göremiyoruz”

O da bir şey mi Mehmet bey!

20-25 yıl önceki sahillerimizle, bu günkü sahillerimizi bir karşılaştırıverin.

Ben de şahsen sahillerimizin,bu kadar hızlı bir biçimde, böylesine çirkin ve kötü betonlaşacağını rüyamda görsem inanmazdım.

Çünkü Türkiye kendisinden evvel bu hatayı işleyerek sahillerini kaybeden ülkeleri gördü.

Ama ülkem insanı öyle yapmadı.

Belediye başkanlarım beni bağışlasınlar.

Bilhassa imar izinlerini verirken (çoğu belediyeye bağış alma amacıyla) bonkör davranmaları yüzünden sahillerimizi süratle kaybediyoruz.

O yüzden;  hiç gecikmeden sahillerimizi ve yaylalarımızı korumak adına hızlı ve etkili adımlar atmalıyız.

Aksi takdirde, Orman, Yayla, Deniz üçgeninden kamu’ya hiçbir şey kalmayacak.

5 Ocak Gazetesi, 5.10.2018