Erşan Şayan’dan

29/04/2019 02:40 1016

 

Köşe yazarımız Ünsal Özdiker’in bu köşe ile ilgili notu;

Biz gazeteciler; uzun zamanlar göz önünde olduğumuz için “yazar” diye anılırız.

İyi ya da kötü, bir şeyler karalayıp dururuz.

Herkesin de kendisine göre bir okuyucu kitlesi vardır.

Birisi yazar, bir başkası okur.

Yazılanların ne kadar güzel olduğu da, okuyucunun takdirinedir.

Bundan böyle devamlı okuyacağınızı umduğum “Erşan Şayan’dan” köşesi de, uzun yıllardan beri sevgili dostum Erşan Şayan’ın yazıp yazıp, biz dostlarına dağıttığı küçük anekdotlardan meydana gelecek.

Bütün yazıları ders verir nitelikte.

Kimi zaman hayatından kesitler, kimi zaman Türkiye’ye mal olmuş deyimler, Atasözleri ve bazen de fıkralardan demetler bulacaksınız köşesinde.

Onu ve yazılarını seveceğinizi umuyorum.

Hadi, ilk yazısını birlikte okuyalım.

***

Okumaya Müptela Olmak

İlk Okula başlamıştım.

Tarihini çok iyi hatırlamıyorum ama, 1945-50 tarihidir diye düşünüyorum.

Biz böyle eski tarihlerden bahsederken “milattan önce” diye telaffuz ederiz.

Okulun ilk günü sanki Dünyalar benim olmuştu.

Şansımdan, okulun en tatlı, en candan ve de öğretmek için çırpınan Dürdane Hoca’ya düşmüştüm.

Bana hayattaki yolumu çizen, başarmayı öğreten, okumayı canı gönülden sevdiren bu harikulade insana rahmet diliyor ve ölünceye kadar kalbimde yaşatacağıma söz veriyorum.

Bu muhteşem insanla ilkokul 5.ci sınıfı o hızla nasıl bitirdiğimi hatırlamıyorum.

Derken; Ortaokul ve Lise yıllarım başarılarla devam etti.

Ortaokula devam ederken, Dürdane hocamın büyük etkisi ile, okul kitapları dışında Milli Eğitim Bakanlığının çıkardığı “Dünya Klasikleri”nin ve de Türk edebiyatının güzelliklerini toplayan kitaplarını, harçlıklarımdan artırdığım küçücük paralarla, birer birer satın alır ve bunları yutarcasına, içindeki o zenginlikleri, güzel sözleri, ayrı bir not defterine geçirerek, en güzel yerlerinden notlar alarak ve de hazmetmeye çalışarak lise yıllarımı da bitirdim.

Üzerine titrediğim bu eserler bayağı birikmişti.

Önceleri ailemin durumu çok iyi idi.

Ancak daha sonraları, babam hastalanmış çalışamaz duruma düşmüştü.

Ben de liseden mezun olmuştum.

Üniversiteye girecektim.

İdealimde; İstanbul Hukuk Fakültesi ve Ankara Siyasal Bilgiler vardı.

O dönemlerde her fakülte kendi kontenjanına göre, alacakları öğrencilere ayrı ayrı imtihan günleri vererek, kazananları Fakültelere alırlardı.

Önce Siyasal Bilgiler Fakültesi, sonra da İstanbul Hukuk Fakültesi imtihanlarına girdim.

Hukuk’u 10.cu sırada kazandım.

İsmimi Fakültedeki panoda ve ilk listede görünce havalara uçmuştum.

Hemen bir otobüse binerek Adana’ya hareket ettim.

O zamanlar; otobüsler 17-18 saatte anca varırlardı.

Ama bu saatler bana 10 gün gibi geldi.

Kendimi kahraman gibi görüyordum; sanki Dünya’yı fethetmiştim.

Eve vardığımdaki o muhteşem karşılanmam beynime kazınmıştı.

O zamanlar; yüksek okullarda okuyan kişiler çok azdı ve de onlara çok değer verilirdi.

Şimdilerde ise, bu okullardan mezun olanların çoğu okuduklarına bin kere pişman edilmiş, hayata küstürülmüş ve hala ailesinin kazancı ile yaşamak durumuna sokulmuş, birer “Yüksek Tahsilli İşsizler Ordusu” oluşturmuşlardır.

Bir müddet sonra İstanbul’a gitmem gerektiği hususu beni rahatsız etmeye başladı.

Ailemin ekonomik durumu buna uygun değildi.

“Okumaktan vaz geçsem mi?” diye düşündüm önceleri.

Başka bir yol ararken aklıma, o üzerine titrediğim, her biri benim evladım gibi olan birikmiş kitaplarım geldi.

Onları satmaya karar verdim.

Ama Adana’da satamadım.

Bir çuvala doldurarak Tarsus’a götürdüm.

Kitaplarım çok değerli olduğu viçin, kendilerine yarar sağlayacak kişilere satmalıydım.

Aklıma Tarsus Lisesi geldi.

Müdüre gittim.

Çok anlayışlı ve babacan bir adamdı.

“Git evladım, kitaplarını okulun giriş holünde bulunan büyük masada sergile”dedi.

Sonra da gelip onları teker teker inceledi.

“Demek sen bu değerli kitapları okudun ha” diyerek alnımdan öptü.

Bir müddet sonra öğretmenler geldiler ve aşağı yukarı kitapların yarısını beğenerek ve beni tebrik ederek kitapları satı aldılar.

Gerisinin de öğrenciler kapıştılar.

Ben hayatımın en zorlu gününü, boşalan çuvalımı alarak; kendimi de boşalmış bir çuval gibi hissederek Adana’ya döndüm.

Bu olay çok zoruma gitti ama, benim hayatıma da doping oldu.

Sonra da benim “başarılı” saydığım avukatlık hayatım başladı.