Derinleşme vakti gelmedi mi?

05/11/2018 20:41 1959

 

 

Yazık oldu yarınlara dememek için yaşayabiliyor muyuz?

İlham İrem ‘Hatırlar mısın bilmem/Yıllar geçti üstünden’ diye söylerken şarkısını, anlıyoruz ki, yarınlara yazık ettiğimizi ancak yıllar sonra yaşadıklarımızla öğreniyoruz.

Yarınlara yazık etmek, verdiğimiz kararlar ve yönelimlerimizle, yaşadıklarımız sonrası oluşuyor. Zaman akıp gidiyor. Geri dönüp düzeltemiyorsunuz. Sadece geriye bakıp şarkıda olduğu gibi, ‘Yazık oldu yarınlara/ Avunurum anılarla/ Hani nerde ümitlerim/ hepsi sanki bir rüya’ diyebiliriz ancak.

Kimimiz şikâyet ederiz…

‘Ele geniş olan şu yalan dünya/ Bilmem ki yar neden dar bana’ deriz Cem Karaca’nın ‘Bana bana’ şarkısında olduğu gibi.

Ele geniş bana dar deyip, hayıflanırız geniş kitleler. Rahat etmenin mutlu olmanın sırrının, her istediğini tüketebilmek için zenginlikler olduğu, anlatılmıştır bize. Zenginlikle elde edilebilen hayatlar, renkli görüntülerle özendirilirken, mutluluğun dayatılmış tüketimlerde olduğunu düşündürmeye çalışıyorlar.

Sınır tanımayan benlikler, bu özentilerle değerlerini hiçe sayıp, gözlerini karartıp dalıyorlar, rantiye-şantiye hesaplarına.

Sonra yıllar yılları kovalarken, biz milyonlar, özendirilmiş paçavraları satın alacağız diye, bir ömrü para peşinde geçiriyoruz.

Düşünmek için vakit…

Biz insanlar hiç durmaksızın düşünce içindeyizdir. Peki, sürekli düşünüyor olmak bizim doğru düşünce içinde olduğumuzu gösterir mi?

Yaşamın sığ kenarlarında düşünmek, zihnin derinliklerinde olan sentezlerden uzak düşmek anlamına geliyor. Derinleşmeden yaşamakla, neleri heba ediyoruz diye düşünmeye başladım.

Sığ yaşam kıyısında akıp giden yılları yakalamaya çalıştım. Kocaman, hiç bitmez sandığımız yıllar biterken, karşılığı ne olmuştu?

İnsan beyninin de çöplüğü var. O koca yaşam diliminde çöpe atmadığı o kadar az şey var ki. Bana zihnimin hatırlattığı şeyler, hep hisler dünyamda iz bırakmış anılar oldu. Ne mal, ne mülk, ne dünyada kalacak maddiyat hakkında, hiçbir şey hatırlatmadı bana zihnim.Sanki  dünyadaki tüm maddi şeylerin geçici olduğunu biliyordu. Ne kadar şaşırtıcı değil mi?

İnsan hayatlarını gözlemlemeyi seviyorum…

Gözlem yaparken en çok takıntıları sezinliyorsunuz. Takıntılar insan hayatlarını heba ediyor. Dünyayı ancak takıldığınız yerden algılayarak, yaşayabiliyorsunuz o zaman. Kimisi paraya, kimisi tutkuyla bağlandığı şeylere takılıp kalıyor. Kimisi para ve mal tutkusunda boğuluyor, kimisi aşk adı verdiği tutkusunda kendisini ve tutkusunu heba ediyor.

Mutluluk arıyor insanlar. Mutlu olacağını sandığı birçok şeyin peşinde koşuyor. Kavuştuğunda gerçekten güzel bir his yakalıyor onu. Kanıksayınca onun mutluluk değil sadece haz verdiğini anlıyor. Ama yol değişmiyor.  Mutluluk vereceğine inandığı başka şeyin peşine düşüyor. Her seferinde kutudan mutluluk yerine, sadece kısa süreli bir haz çıkıyor karşısına.

Takıntılar, bağımlılıklar insanların kaderi olmamalı!

Mutluluk peşinde koşarken israf batağına düşüyoruz hepimiz. Evlerimizde hiç kullanmadığımız onca şey, sessizce bir kenarda bekliyor. Tüketim ekonomisi, bütün dünyaya dayatılıyor. Reklamlar artık beyin yıkama formülleriyle, zihnimize yerleştiriliyor.

Farklı olma kültürü dayatılıp, özendiriliyor. Farklı olunca her şeyin daha güzel olacağı fikri, bir mikrop gibi bulaştırılıyor çocuk yaştaki insanlara. Marka dayatmaları başlıyor. Marka deyince farklılık getiriliyor insanların aklına. Oysa marka olan ürünler, güvenilir kaliteyi anımsatması gerekirdi insanlara. Giyimde, kuşamda, takıldığın yerde, özendiğin yerde, farklı olmak isteğiyle donatıldık.

Farklı olma özentisinin, bizlere nelere mal olduğunu hiç düşünmedik bile. Koskoca bir bütünün sadece küçük bir parçası olma uğruna, hangi zenginlikleri kaybettiğimizi, kimse söylemedi bize.

Bir Âdem şuurunun yansımaları olan biz insanlar…

Yoksulluğu yok edebilirdik, etmedik.

İsrafı, tüketim toplumu olmayı ret edebilirdik, etmedik.

Paylaşarak ötekileştirmeden yaşamayı seçebilirdik, ayrışmayı seçtik.

Farklı olmaktan medet umduk, yalnızlaşmayı seçtik.

Yaşamın sığ sularında düşünmeyi yeterli bulup, derinleşmeyi düşünmedik.

Sadeliği savunacağımıza, uç noktalarda haz aradık.

Bitmeyen arzu ve isteklerimizin peşinde koşarken, para kazanacağız diye, zamanımızı hiç ettik.

Hayatı boş geçirirken, özgürlüğümüzü, takıntılarımıza heba ettik.

Farklılıklarımızı, zenginlik olarak görme bilincine erişemedik.

Yaşamı satın almaya çalıştık, yaşamın satılık olmadığını fark edemedik.

Ey Âdem şuurunun yansımaları olan insanlar, hepimizin bir olduğunu,

Yaşama yansımamız söndüğünde,yeniden Âdem şuuruna döndüğümüzüne zaman anlayacağız?

Ne zaman kendimize zaman ayırıp, derinleşerek düşünmeyi öğreneceğiz?

‘Yazık oldu yarınlara’ dememek için yaşayabiliyor muyuz?