DEPREM! KENT! DÖNÜŞÜM! -2

12/02/2019 22:50 1923

… Görüş bildiren örnekleri, diğer ilgili meslek odaları, üniversiteler gibi konunun uzmanlarının sesinden çoğaltmak mümkün. Dinleyen olmuş mu peki? Hayır!

Ama yine ben burada,  bıkmadan, ısrarla Dayanıklı Kent  ‘Resilience City’ yaratmanın bütüncül yaklaşımından ve temel ilkelerinden söz edeceğim duyan olursa?

Ama öncelikle amacına hizmet edemeyen kanunun uygulamasından doğan riskleri  sıralayalım:

-Kanunun mutlak yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığında merkezileşmiştir, bakanlığın kanunun hazırlayıcısı, uygulayıcısı ve denetleyicisi olması  demokratik ilkelerle bağdaşmamaktadır,

-Yerel yönetimlerin söz sahibi olamadığı bir kentsel dönüşümde hem yerel demokrasinin işleyişi aksamakta hem de kendi bölgesindeki doğal ve yapılı çevrenin sorun ve karekteristiklerini daha iyi bilecek olan yerel yönetimin olmadığı kararın doğruluğu tartışmalıdır.

- İsterse risk taşımayan alanları da uygulama kapsamına alabilmesi gibi bakanlığa verilen geniş yetkiler vatandaşın hukuki güvence ve mülkiyet hakkını ihlal edebilmektedir.

- Riskli binaları kamulaştırırken arsanın değerini arsa üzerinde bulunan eski gayrimenkul özelliklerine göre belirleyebilmesi, vatandaşın mağduriyetini görmezden gelmektir.

-Orman Kanunu, Kıyı Kanunu, Mera Kanunu, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gibi birçok kanun, 6306 sayılı Kanunla yok sayılmaktadır. Ve istenirse bu alanlar yapılaşmaya açılabilmektedir ve yeni riskli alanların oluşmasına sebebiyet verilmektedir.

-Hukukçular ve uzmanlar, yetkilerin merkezi yönetimde toplanması ve mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin değerlendirmelerini‘merkezi yönetimin,TOKİ aracılığıyla, projeler sonrasında elde edilecek ranta el koyması isteği’ ve“merkezi yönetime rant transferi” şeklinde bildirmişlerdir.

-Kentsel dönüşüm projelerinin çoğunlukla kent merkezlerinde, ekonomik ve siyasi getirisi yüksek bölgelerde uygulanması, dar gelirli vatandaşların yaşadığı ve arsa değerinin düşük olduğu bölgelerde uygulama eksikliği,   gerçek amacına hizmet etmeyecek şekilde uygulama yapılması, bölge sakinlerinin taleplerine kulak verilmemesi konunun araştırmacıları ve kamuoyu tarafından sıklıkla seslendirilmiştir.

6306 sayılı Kanuna göre dönüşüm sadece ekonomik boyutları ve yapı ölçeğinde ele alınmakta, sosyal, çevresel ve mekânsal boyutu dikkate alınmamaktadır. Planlama, tasarım, teknik alt yapı, yoğunluk dengesi yok sayılmakta salt emsal artışına endeksli parsel bazında yapılaşma esaslı bir dönüşüm ile kentler depreme dayanıklı hale getirilmeye çalışılmaktadır. Peki bilimsel gerçekliği var mıdır bunun? Hayır!

Depreme Dayanıklı kent geliştirme yaklaşımı üst ölçek planlama kararları, ulaşım planları ve jeolojik jeoteknik etütlerden başlayan, imar planları, kentsel tasarım, mimari tasarım ve yapılaşma ölçeğine kadar inen kademeli bir bütüncül çalışma prensibini gerektirir. Mevzuatında bu bütüncül yaklaşım içinde çoklu disiplinler yaklaşımı ile geliştirilmesi gerekir.

Rantı yüksek bölgelerde dere yataklarında 40 katlı yapılara ada bazlı, parsel bazlı plan değişikliği ile ruhsat vermek depreme dayanıklı kent yaratmaz!

İki bina arasındaki mesafenin standart değerlerin altında bırakılması binaların birbiri üzerine devrilerek faciayı arttırmasına sebep olur!

Kentlerde hiç boş alan, açık yeşil alan bırakmamak kentsel risk düzeyini arttırır!

Bitişik nizam yapıların eşit yükseklik ve tasarımda olmaması bina titreşim periyotlarının farklılığı ile yıkıma sebebiyet verir!

Binalarda yumuşak kat oluşturmak, kaçak kat çıkmak ölümcüldür.

Eğitim, kamu binaları, sosyal donatılar, hastaneler kent içinde dengeli dağılmalı, sağlam ve erişilebilir olmalıdır.

Ulaşım ağının ve erişimin zayıflığı, alternatif yolların olmaması deprem anında ilk yardım faaliyetlerine ve şehirden kaçışlara engel olur can kaybını arttırır.

Nüfus  belli merkezlerde yoğunlaşmamalıdır. Kent içinde dengeli dağılım oluşturmalıdır.

Caddeler ve sokaklar geniş bırakılmalıdır. Parklar, bahçeler yeşil sistemler yoğun olmalıdır. Gereğinde geçici barınma alanları olarak kullanılabilmelidir.

Enerji, su gibi yaşamsal teknik alt yapı hizmetleri alternatifli olarak güçlendirilmelidir.

Zayıf zeminlere, yeraltı su seviyesi yüksek yumuşak zeminlere, dolgu zeminlere yapılaşma yasağı getirilmeli, rant uğruna çok katlı yapılaşmaya izin verilmemelidir.

Çok merkezli bir kent makroformu belirlenmelidir.

Yapı denetimindeki aksaklıklar giderilmeli ve  gereği gibi uygulanmalıdır.

Her kentin kentsel risk düzeyi belirlenmeli, sakınım planları oluşturulmalıdır.

Daha burada sayamayacağım onlarca şehircilik ilkesini hayata geçirmeden depreme dayanıklı kentler yaratmak hayaldir!

Kısaca..Kentin tüm bileşenlerini düşünmeden salt mevcut binayı yıkıp daha yüksek bina yapmak çözüm değil! çözümsüzlüktür!

Bu ilkelerle, önümüzdeki yerel seçimlerde önce kentlerimize bakalım yaşanabilir mi mutluluk ölçeğinde ve dayanıklı mı her an kapıda bekleyen afetlerde.. sonra  ranta değil  bilime, sürdürülebilirliğe, ormana, doğaya, toprağa, suya ve geleceğe oy verelim hep birlikte.

Sevgiyle kalın.