DEPREM! KENT! DÖNÜŞÜM! -1

11/02/2019 22:39 1190

 

İstanbul Kartal’da çöken 8 katlı bina da hayatını kaybeden 21 can, yiten 21 yaşam öyküsü ve geride kalan kalplerde yanan21 ateş …

Marmara’da, Ceyhan’da, Van’da depremlerin derin acısını hatırlattı yüreğimde.. molozlar altından gelen feryatlarda.

Ceyhan Depreminde, Adana’da anneannesinde olan dört buçuk yaşındaki kızımdan 24 saat haber alamayışımı hatırlattı, Yeşilyurt Apartmanının yerle yeksan oluşu.. ateşin düştüğü yeri yaktığını hatırlattı bir kez daha yanan yüreklerde.

Bilimsel doğruların gereğini yine yeniden seslendirmek sorumluluğunu hissettirdi içimde.. karşılık bulmasındaki umutsuzluğum derinde olsa.

Kentlerimizin %92’sininaktif deprem kuşağında yerleştiğini, nüfusumuzun %70’ inin deprem tehlike alanlarında yaşadığını düşünürsek, çarpık kentleşmenin, imara aykırı denetimsiz yapılaşmanın oluşturduğu risk havuzunu görmek,  kentlerimizin doğal afetlere özellikle depremlere karşı ne kadar dayanıklı olduğunu tahmin etmek çok zor olmasa gerek. İstanbul’un göbeğinde, hiçbir sarsıntı olmaksızın yıkılan bina, olası İstanbul ve Marmara Depremi’nin gelebilecek acı faturası için canlı bir kanıt oldu karşımızda maalesef.

Adana içinde durum pek fark etmiyor aslına bakarsanız. 1. Derece deprem bölgesinde ve alüvyonel zayıf  zeminde, bilimsel şehircilik ilkelerinden uzak çarpık kentleşmiş şehrimiz  depreme dayanıklı bir kent olmaktan çok uzaktadır.

Peki merkezi yönetim ne yaptı şimdiye kadar bu konuda nasıl bir önlem aldı dayanıklı kent geliştirme ilkesi içinde??

Ancak Van Depremi sonrası 2012 yılında, 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” u çıkarttı.

Peki Kanunun ön gördüğü  “Kentsel Dönüşüm” Afete  Dayanıklı Kent Yaratıyor mu???

Cevap, hem kendi uzmanlık alanımca hem de Türkiye Mühendis ve Mimar odaları Birliği görüşlerince HAYIR!!

Öyle ya bu ülkenin yetişmiş özgür sesli mühendisleri ve mimarları var, şehir plancıları var, bilgileri var, donanımları var, odaları var bilgi paylaştıkları, hükümeti uyardıkları, doğruları seslendirdikleri, yanlışlar karşısında hukuk mücadelesi başlattıkları… Merkezi Yönetim ve yerel yönetimler ve hatta vatandaşlarımız ne kadar farkında acaba ülkemize, kentlerimize, yaşam alanlarımıza, geleceğimize, haklarımıza dair yapılan bu bilimsel mücadelenin??

 

Peki ne demiş Jeoloji Mühendisleri Odası ilgili yasa ve uygulamaları ile ilgili olarak

‘6306 sayılı yasa ve Kentsel Dönüşüm Projeleri" depreme dirençli kentlerimiz yerine "kentsel imar rantlarını" dönüştürmenin bir aracı olmanın ötesine geçememiştir. Bu yasayla, Afetlere karşı sağlıklı ve güvenli yapı oluşturma anlayışı, deprem istismarına kurban edilmiştir.’ Ve devam etmiş:‘kentsel dönüşüm uygulamalarının rantı yüksek alanlarda uygulanmasının ve 2011 yılında Van`da yaşanan depremlerden sonra kentlerimizi deprem tehlikesinden kurtaracağı yaygarası ile 2012 yılında çıkarılan bu düzenlemenin bu sorunu çözmekten uzak olduğunu, niyetin asıl olarak rantsal dönüşüm olduğunu açıkça göstermektedir. Ülkemizde imar, kentleşme, yapı üretim ve denetim süreçlerinde izlenen "ikiyüzlü" politikanın sürdürülmesi durdurulmalı, meslek örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının üniversitelerin, yerel idarelerin içinde yer aldığı geniş katılımlı kararlarla konu bir bütün olarak yeniden ele alınarak imar, planlama, afet, kentleşme, yapı üretim ve denetim süreçleri yeniden tanımlanmalı, kentlerimiz ve yaşam çevrelerimiz rant alanı olmaktan çıkarılmalıdır’ demiştir.
 

Peki İnşaat Mühendisleri Odası ne demiş?

 ‘Yürürlükteki tüm yasal mevzuatı devre dışı bırakacak şekilde tasarlanan " Âfet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı" ile öngörülen kentsel dönüşüm uygulamaları, sağlıklı bir kentsel yenilenmeyi sağlayamayacağı gibi başta metropol kentlerimiz olmak üzere tüm ülkemizi bir rant alanı haline dönüştürecektir.

Kentsel dönüşüm uygulamaları yapılırken afet riskinin yanı sıra bölge halkının ve kamu yararının korunması gerekmekte iken tasarıda bu durum göz ardı edilmiştir

Siyasi iktidara sesleniyoruz.

Bir an önce yanlıştan dönünüz. Yoksa bu sorumluluğun altında kalırsınız’ demiş.

Şehir Plancılar Odası nasıl seslenmiş kanun yapıcıya, yasa henüz tasarı iken?

Tasarının bu haliyle yasalaşması,ülkemizde kentleşme konusunda izlenen "ikiyüzlü" politikanın sürdürülmesi, bir yandan riskli yapı ilan edilen yapıların yıkıldığı, diğer yandan yeni riskli yapıların üretiminin sürdüğü, afet riski gerekçe gösterilerek tüm kentlerimizin bir rant aktarım alanı haline dönüştürüldüğü, "Hukuk Devleti" ilkesinin yerle bir edildiği bir gerçekliğe doğru yol almak demektir.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Tasarısı, ülkemizin gerçek ihtiyacı olan, kentlerin afetlere karşı duyarlı, sakınım içerikli planlanmasını, denetimsiz ve mühendislik hizmeti almamış yapılaşmanın engellenmesini sağlayacak düzenleme olmaktan oldukça uzaktır.

Afet riskinin azaltılması gerekçesiyle hazırlanan tasarıda var olan, yaşamın gerçek sigortası olan ormanlar, meralar, sulak alanlar, kıyılar, tarım alanları gibi doğal varlıkların talanına olanak sağlayacak, yeni afetlerin oluşmasına neden olacak yaklaşımdan vazgeçilmelidir.

Daha fazla zaman kaybetmeden, İmar Kanunu`nun yerini alacak, 648 sayılı KHK benzeri denetimsiz ve ruhsatsız yapılaşmayı kolaylaştıran düzenlemeleri ortadan kaldıracak yeni bir yasal düzenleme, tüm ilgili kesimlerin katılımıyla hazırlanmalı ve tartışmaya açılmalıdır. TMMOB Şehir Plancıları Odası, böylesi bir ortamın oluşturulması durumunda ülkemiz kentleşmesinin ihtiyacı olan yasal düzenlemeler konusunda katkı koymaya hazırdır’ demiş.

 

DEVAMI YARIN…