Çokta iyimser değilim

11/11/2018 21:54 1372

Sonbaharın güneşli bir gününde açık havada, hemen Seyhan nehrinin kenarında olmak bana iyi geldi. Hemen yanı başımızda yapılmaya başlanan yeni köprünün inşaat alanındayız. Güneş yakmaya başlayınca iki ağacın bedelsiz verdiği gölgeye taşındık. Ben ne zaman bir ağaç gölgesine gelsem, onu oraya eken insanlara içimden şükran duygularımı sunar ve Allah’tan onlar için dua ederek hayırlar niyaz ederim. Ölmüşlerse diye, rahmet dilerim. Kim bir ağaç dikmişse onlardan Allah razı olsun.

Büyükşehir belediye başkanımızla Adana’yı konuşuyoruz…

Kahvaltılı söyleşiye gelmeden önce internette biraz dolaştım. Adana doğduğumuz, yaşadığımız yer. Ne kadar takip et sekte, metropol olma yolunda ilerleyen bu şehirde birçok şeyi kaçırıyoruz. Haberlerde okusak bile yapılan hizmetleri, görmeden tam bir şekilde algılayamıyoruz.Ancak bize dokunan veya hizmetinden yararlandığımız konularda algılarımız oluşuyor.

Bir şehirde yaşayanların tümüne dokunan ilk şey ulaşım konusu oluyor. Şehrin genelini etkileyen toplu ulaşım meselesi oluyor. Kolayca ulaşım araçlarınla buluşabilmek, araçların güvenliği, konforu, ücreti, o kentte yaşayan tüm insanlara dokunuyor. En önemlisi, yaşamınızdan ne kadar zaman çaldığını değerlendiriyorsunuz.

Bu nedenle geçmişten gelen çarpık kentleşmenin sorunlarının da çözümünün kolay olmadığını bilerek, yapılanları değerlendiriyorsunuz.

Başkanı dinlerken bazı notlar aldım.

Başkan, Seyhan nehri üzerine yapılan köprülerle Yüreğir ilçemizin makûs talihini ve dolayısıyla yerleşmiş psikolojik kötü imajın değişeceğini söyledi. Böylece Yüreğir de değerli hale gelecekti.

Yollar ve bulvarlar açarak, Adana ilinin 50-100 yılına etki edecek projelere imza attıklarını söyledi. Bu projelerin bir kısmını bitirdiklerini, birçoğunun da yapımının sürdüğünü belirtti.

‘Adananın çok sağlıklı bir kent olduğunu kimse söyleyemez, bu nedenle bu çarpıklıkları gidermek ve şehrin planlı bir şekilde ilerleyebilmesi için önünü açacak projeler yaptık ve uyguluyoruz’ dedi.

Her başkan seçildiği hizmet döneminde iz bırakacak işler yapmak ister.

Sayın Sözlü de ekibiyle birlikte zamanın ve imkânların kendisine verdiği pay ölçüsünde, hizmet üretmeye çalışıyor. O ve ekibi kendi durduğu yerden, doğru olduğuna inandıklarını yapmaya çalışıyorlar.

İşte bütün bu çabaların yerine gelmesi için kaynak üretmekte şart oluyor. Bitirilememiş bir metro projesi, geçmişten gelen borçlar, işsizlik yükünün belediyeye yansıyan yükleri, mevcut kaynaklarla karşılanamıyor. Üstelik ülkemizde kimi şehirlerin su sorunları DSİ tarafından çözülürken, Adana kendi suyunu kendisi çözmek zorunda bırakılmış bir kent. Metrosu da aynı şekilde ulaştırma bakanlığının katkısı olmadığı için yarım durumda yürüyor.

İnternetten aldığım bilgiye göre, Türkiye’nin en borçlu belediyesi, Kocaeli belediyesi imiş. İkinci sırada ise bizim Adana büyükşehir belediyemiz, borçlanma sırasında yer almış.

 

Önümüzde yerel seçimler var…

Diğer partiler henüz adaylarını kesinleştirmedi ama Sayın Sözlü MHP’nin adayı.

Seçimlere giderken bu kentte yaşayan herkes ve tüm ülke sorgulamalar yapıyorlar. Ülke yabancı paraların birden anormal artışıyla krize girdi. Yurt dışından özel sektörde borçlanıyor, devlette borçlanıyor ve belediyelerimizde borçlanıyorlar. İlginç olan, devlet özel sektörün borçlanmalarına da, belediyelerin borçlarına da,kefil olmuş vaziyette.

Kaynak olmadan hizmette yapılamıyor. Yapılsa da bitirilemiyor ve yarım kalıyor.

Yaşadığım kentin bana düşündürdükleri…

İçinden iki nehrin aktığı özel bir kentte yaşıyoruz aslında. Hemen bir saat uzağımızda deniz var.  Aynı şey dağlarımızdaki yaylalarımız içinde geçerli. Becerebilsek, yazın deniz sefası, kışın kayak sporu yapabiliriz yaşadığımız şehirde. Her şeyimiz var. Uluslararası başarıya ulaşmış, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız, sporcularımız var. Kentin neredeyse beş bin yıllık bilinen tarihi ve bu tarihin izlerini günümüze taşıyan ören yerleri var. Kocaman bereketli toprakların içinde yaşıyoruz. Güneşimiz bol, anız yakmasalar havamız temiz. Geçmişten gelen bir Adanalılık ruhu hala yaşıyor. Zamanında ülkenin yıldızı olmuş bir şehir burası. Hala göçle birikmiş kültür harmanında ne değerler var kimbilir.

Parkta otururken yan masalardaki sohbetlerden yansıyanlar oluyordu. Sohbetten bana yansıyan ilginç bir cümle vardı. ‘Adanalı, Adana’yı bilmiyor’ diye. 

Önemli bir yorum diye düşündüm. Her gün Adana’ya yük üstüne yük biniyor. Adana artık gelenleri kendiliğinden değiştiremiyor.Hatta gelenler Adana’yı değiştirmeye başladılar.

Adana modern ve çağdaş bir dünya kentinin kurallarını bir türlü yakalayamadı.

Arabası olmayanlar belirli saatlerden sonra evlerine ulaşmakta zorluk çektikleri için dost ahbap ziyaretleri yapamıyorlar. Gece yaşamında belirli bir azınlık yaşayabiliyor artık. Bu durum Adana için ters göçü körüklüyor. Adanalılar her yerde. Ege, İstanbul ve dünyanın her yerine nitelikli göç vermiş durumdayız.

Sonuç olarak…

Yazacak çok şey var aslında ama işin özeti, Adana her şeyi olan bir kent olmasına rağmen tıkanmış durumda. Geçmişten gelen değerleri de, gün güne erozyona uğruyor. Yeni değerler katmada sıkıntılar var.

Bir numarada nitelik verdiğimiz göç sorunu var aslında. Kentsel dönüşümü sadece maddesel düşünerek bir yere varacağımızı sananlar yanılıyorlar. Önce kentlilik bilinci konusunda yaşadığımız kentin dönüşüme ihtiyacı var.

Karamsarlığı sevmiyorum ama çok da iyimser değilim.