‘Bugün ahmet benim’ RUMİ

25/12/2018 05:15 2191

 

Her insanın içsel yolculuğunu başlatan bir kıvılcım, bir ateş veya bir kırılma noktası vardır yaşamda. Bu kırılma noktası kimileri için acı bir kayıp, ayrılık, iflas,aşk acısı gibi travmalar olurken, kimileri için ise doğrudan bir anlam arayışıdır varoluşa dair… Genellikle kadınlar için 40’lı yaşlar, erkekler için 50’li yaşlar olan bu dönemde manevi arayışlar başlar hayatı anlamlandıracak…

Batının rasyonalizmi ile doğunun mistizmi yer değiştirmeye başlamıştır son yıllarda… Batı, sosyo-ekonomik gelişmişliğin mutlu olmaya yetmediğini anladığından bu yana, doğunun mistik arayışlarına ilgi duymaya başlamıştır. Doğuda ise tam tersi kapitalist  yaşama artan bir ilgi vardır günümüz dünyasında. Batının doğuya mistik yolculuğu ve kendini arayış, budizmden, zen öğretilerine, yogadan meditasyona, reikiden, regresyona dair bir çok yöntem ve inanış ile yol almaktadır. Bu dönemde, dinler tarihi ve onun sosyolojik evrimi ilgi çeker.. bilim ile bilimin açıklayamadığı sezgiler ve olaylar çatışmaya başlar.. felsefe’nin mantığı, bilimin kurgusu, içsel yolculuktaki manevi yöntemler birbirine karışır iç dünyamızda. Maddeden manaya yolculuk başlamıştır artık. Bu yolculukta tüm öğretiler, inanışlar araştırılır içselleştirilir… Dünyadaki gelmiş geçmiş mistiklerle gezintiye çıkılır, Krishna denir, Lao Tzu denir, Tilopa, Buda, Bahauddin, Sosan, Sanai,  Simone De Beauvoir, Osho denir ... ve bütün yollar birden Mevlana ve Şems’in  sonsuzluğuna açılır.

Afganistan’da doğan bizim topraklarımızda büyüyen, kök salan Celaleddin ve dünyaya yayılan Rumi ve insanlığı saran Mevlana Celaleddin Rumi.. son duraktır milyonlarca gönülde.. önü de yoktur arkası da onun yüzyıllardır ayakta duran öğretilerinin.  İçine girdikçe girmek istersiniz, okudukça okumak istersiniz Mesnevi’yi ve Divan-ı Kebir’i.. yoldur, hayattır, aşktır, teslimiyettir, tevekküldür onun adı. Aşkla doğmuştur, aşkla var olmuştur, aşkla yol almaktadır yüzyıllardır. İnsani aşktan ruhani aşka geçiştir.. Yaradan’a varıştır.. Aşkın mabedidir, Allah’a giden yoldur. Şems ile başlamıştır..  Şems’in ruhundan geçerek Yüce Allah’a varmıştır o aşk  ve   Şeb-i Arus’da Tanrı’ya kavuşmak ile düğün olmuştur Rumi’nin ruhunda, bedeninde, yükselişinde..  ve ona gönül veren tüm insanlık aleminin kalbinde. Yeniden doğuş günü diye tanımladığı ölüm gününü ‘bu gün ahmet benim, ama dünkü Ahmet değil’ şiiri ile ölümsüzleştirmiştir Mevlana.

Mevlana’yı anlamak, tasavvufu bilmekten, sufizmi anlamaktan, Şems-i Tebrizi ile hasbehal olmaktan, sema’nın içinde kaybolmaktan, ney’in çığlığında bir ses olmaktan geçer.  Anlatmak ise  kifayetsizdir tüm kelimelerde hecelerde .. ben sadece anabilirim onu, ölümünün, kendi kabulü ile düğününün 745. yıl dönümünde..

‘Hamdım, piştim, yandım’ diyebildikten sonra başladı Mesnevi’yi yazmaya, olmak için yanmak gerektiğini, acıdan kaçmamanın ve korkusuzca içinden geçmenin gerektiğini öğretti bize mısralarında. Sadece varlıkta değil yoklukta da şükrün güzelliğini tatmayı gösterdi. Beşeri aşkın, ilahi aşka geçişin en büyük adımı olduğunu.. ve bu derin yolculuktaki öğretilerin insan-ı kamil olma yolunda çok değerli olduğunu anlattı eserlerinde. Nefsin efendisi olmayı, sabrı ve tevekkülü öğretti tüm insanlığa. İslamı öğretti en yalın haliyle, yobazlara inat anlayışıyla..  ‘gel’ dedi,  ‘ne olursan ol gel’ sınırsız hoşgörüsüyle.

Koşulsuz sevgiyi öğretti, beklentisiz ruhani aşkı nakşetti yüreklere.. yüzyıllara inat değişmeden, değiştirmeden. Yaradan’ın verdiği güzel duyguları anlattı utanmadan, sıkılmadan sevgiyle, kalple.. Aşk, Tanrı’nın yüce armağanıdır insanlığa .. sevgi birleştiricidir tüm gönülleri dedi.. Tasavvufi yaşam biçiminin ve dinimizin güzellikleriyle ördü tüm eserlerini.. Allah’a giden yolda Şems’i yoldaş yaptı gönlüne, onun kalbinde çıktı bu yolculuğa, ruhunda eridi önce.. sonra Yaradan’ı aradı yaratılanların her zerresinde.. Aşık ve maşuk, mürit ve mürşit tek gönülde eridi Şems’in varlığında. Ayna oldu Şems.. yol oldu derin ilahi aşk yolculuğunda.. hem yaktı, hem yandı derin gönül bağında. Yaradan’a giden çileli yolu keşfettiler birbirlerine açılan gönül kapılarında..

Tasavvufla Tanrı’ya giden yolda ben’likten, hiçliğe geçtiler tüm hırslardan, beşeriyetten uzak.. Sabrın temelindeki güçlü inanç ve ilahi aşkı buldular içsel yolculuklarında. Şems ilahi aşk ateşinin ilk kıvılcımıydı Mevlana’ya sıçrayan.. Bu kıvılcım yangın yerine döndüğünde ise, sıradan insanların hiçbir zaman nail olamayacağı son mertebeye çıkmıştı çoktan Hz. Mevlana..  söylenenlere inat, iftiralara tezat..

Rumi ile Şems’in gönül birliği, Tanrı’ya uzanan zorlu yolculuğu bir ömür sürdü, beraberlikleri ise ayrılıklarla geçen birkaç yılda toplandı,zamanın ne anlamı vardı ki sonsuz aşka varmanın ötesinde...

Mevlana’nın aşkla yanan yüreği,

‘’Ne ben benim, ne sen sensin, ne sen benim

Hem ben benim, hem sen sensin, hem sen benim’’

dizeleriyle insan sevgisini, birliğini veeşitliğini de yaşam felsefesi yaptı kendine.

“Gel, gel, yine gel!

Ne olursan ol,

İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta,

İster yüz kere tövbe etmiş ol,

İster yüz kere bozmuş ol tövbeni...

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı;

Nasılsan öyle gel!”

diyen, yüzyıllara  seslenişinde, din, dil, ırk ayrımı yapmadan herkesi birliğe, beraberliğe çağıran hoş görü ve kabulünün sınırsızlığını sundu bizlere.

Kibirden, gururdan arınıp, hiçliğe giden yolda bir ruhsal büyümedir o biz fanilere.. Yaradan’ın güzelliğinden tüm yaratılanlar nasibini almıştır O’nun  gözünde…Tanrı’nın ışığı ile her insan bir başka güzel, bir başka özeldir O’nun aleminde…

Kadının, toplumsal yaşamda her zaman gizlenmeden, soyutlanmadan  var olmasıdır onun dünya görüşü islam inancı.

Duyguyu, aşkı, sevdayı bilirken yürek yangınında..“Allah sevgisi ilimle elde edilir, ilimden nasibi olmayanlar ve akılsızlar bu sevgiden mahrumdur” sözüyle aklı  ve bilimi de ilke edinmiştir iman düsturunda.

Ölüm yok olma değildir, yeniden doğmadır, düğündür Tanrı’ya kavuşmada, ruhun bedenden özgürleşmesidir gerçek mutlulukta, o halde korkuları kaygıları bırakmak lazım dünyevi hesaplarda.. O’nun felsefesinde.

Şems ise yobazları sorgulayan, olayları kalbiyle kavrayan, doğruluk yolundan taviz vermeyen, dinimizin öğretilerini ezbere dayalı bilgiyle değil, akılla, gönülle anlayan, kalp gözüyle gören, söyleyen özgür ruhlu bir dervişti, sahte şeyhlere inat.

O, ‘Bırak, hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?’sözleriyle Tanrı’nın karşımıza  çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim olmayı öğretirken, cesaretin güzelliğini hatırlatır içsel yolculuğumuzda.

Kendimizi sevmeyi öğretir bize her şartta, her halde..‘Senin gönlün değişirse, dünya değişir’ diyerek kainatın yekvücut, tek varlık olduğunu belletir hepimize..Geçmiş ve gelecekten uzak, şu andaki gerçeğin güzelliğini öğretir bize seslenişlerinde..‘ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin’ sözüyle yol olur, umut olur kavrayışımıza…

O halde, her an her nefeste yenilenelim.. yepyeni bir yaşama doğmak için, ölmeden önce ölelim..  Şems’in öğretilerinde… Ve Rumi ve Şems dizeleri ile noktalayalım gönül sesimizi.

Mum gibi erimiyorsa insan “yanıyorum” dememeli;
Yanmaktan korkuyorsa kişi “aşk kapısı”ndan girmemeli…

Ya “kor yürekli” olmalı insan ya da kor barındıracak kadar “yürekli”..!Şems-i Tebrizi

---

Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben,

Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim,

Bir öyle garip hale bugün geldim ki

Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.Mevlana Celaleddin Rumi