Bir göç’ün hikayesi

06/01/2019 22:33 469

Dr.Serpil Taşdelen anlatıyor;

***

Yerleşmek amacıyla Avustralya’ya gittik.

Tahmin edebileceğiniz gibi uzun süren bir yolculuktan sonra Melbourne’e vardık.

Oradaki dostlarımız aracılığı ile bir ev kiraladık.

Karı koca ikimiz de İngilizce bildiğimiz için dil sorunumuz yoktu.

Akrabalarıma sordum:

“Elektrik, telefon, su ve doğalgaz idarelerinde tanıdığınız var mı?”

Biri “ne yapacaksın?”dedi.

“Öyle bir müessese de mi çalışmak istiyorsun?”

Ben “Hayır” diye cevap verdim.

“Evimize o hizmetleri bağlatmak için”

Bana güldü;

“Bana adresini söyle” dedi.

Adresi verdim.

Geçti telefonun başına.

Söz konusu yerleri tek tek aradı.

Aynı gün akşama doğru eksiksiz bütün hizmetler bağlanmıştı.

Ve biz hepsinden yararlanmaya başladık.

Bir gün elektrik idaresinden bir mektup geldi.

Mektupta 2 ay kadar sonra, bir gün bizim sokakta elektrik kesileceği bildiriliyor ve ilave ediliyordu;

“Eğer o gün mutlaka elektriğe ihtiyacınız varsa, size bir jeneratör tahsis edilecek ve harcadığınız elektrik normal tarife üzerinden hesaplanacaktır. Ancak jeneratör sayısı sınırlı olduğu için sadece ihtiyaç sahiplerinin müracaatlarını rica ederiz”

Ben istemedim, ama komşumuz yalnız yaşayan yaşlı kadın talep etti.

O sabah erkenden 2 teknisyen  jeneratörü getirip kadının sistemine bağladılar.

Sonradan merak edip sordum.

Bu iş için sadece harcadığı elektriğin bedeli olan 45 sent almışlar.

Ben, ayırımsız herkesin insan olduğunu ve herkese aynı muamelenin yapılması  icap ettiğini Avustralya’da öğrendim.

Orada kaldığım sürece bir tek gün kimse hakkımı yemedi, kuyrukta önüme geçmedi, trafikte açıkgözlük yapmadı, avanta istemedi.

Kızım yeni bir mektebe başladı.

“Gel çarşıya çıkıp eksiklerini alalım” dedim.

“Lüzum yok anne, her şeyi okuldan verdiler” diye cevapladı.

Bir gün aynı mektepten bir mektup geldi “ Bazı talebelerin öğle yemeği olarak pahalı gıda maddeleri getirdiklerini fark ettik. Lütfen çocuğunuzun yanına sadece, bütün ailelerin çocuklarına alabilecekleri şeyler verin. Bu yaşta çocukların arkadaşlarına imrenmesi kötü bir şeydir” deniliyordu.

Bir gün annem bizi ziyarete geldi.

Meydana karşılamaya gittik, bekliyoruz..Arada gümrüğün kapısı açılıyor ve annemi oradaki bir memur ile konuşurken görüyorum. İngilizce bilmeyen annemin sohbeti bir türlü bitmiyor.

Dikkat ettim annemin elinde bir portakal var.

Nihayet annem çıktı ve iş anlaşıldı.

Kıta’yı mikroplardan korumak için Avustralya’ya herhangi bir gıda maddesi sokmak yasak. Annem uçaktan bir portakal alıp çantasına koymuş..Gümrük memuru onu görünce hemen elinden alıp çöpe atacağına, büyük bir sabır ile Avustralya’nın neden bu kaideyi uyguladığını anlatıyor ve “Bu size karşı yapılmış bir hareket değildir,hepimizin sağlığı için alınan bir tedbirdir” filan diyor.

Biraz da  genel’den anlatayım…

Melburne’da ve Avustralya’nın hemen hemen tamamında deniz kenarında bina yoktur. Memleketi bir yol çevreler.

Kıyılar herkesindir.

Beş-On kilometrede bir, denize girmek, piknik yapmak için tuvalet, duş elektrikli mangal ve soyunma odaları gibi bedava tesisler vardır.

Yalnız elektrikli mangalı çalıştırabilmek için para atmak lazım.

Bir gün oldukça yüklü bir telefon faturası geldi.

İdareyi arayıp, bu faturayı ödemekte zorluk çektiğimi söyledim.

“Siz bu faturayı bu ay ödemeyin. Biz bunu 12’ye bölerek bir sene müddet ile her ay faturanıza ilave edelim. Ama bundan sonra her faturayı ödeyin” dediler.

Sorduğumda faiz ödemeyeceğimi de öğrendim.

Avustralya’da yaşayan her insan bedava sağlık sigortasına sahiptir.

Şehrin merkezi dışında 2 katlıdan yüksek bina bulunmaz.

Normal evler bir dönüm ( bin metre)  bahçe içinde müstakil evlerdir.

Şehrin belki yarısı golf sahaları (bedava), botanik bahçeleri, göller ve akarsular ile kaplıdır.

Okulların tamamı bedavadır.

Musluktan akan su, hakiki, kaliteli içilen su’dur.

Kilise, cami, havra, Budist tapınakları ve daha nice dini yapı yan yana varlıklarını devam ettirir.

SBS adlı devlet televizyonunda Avustralya da yaşayan 100 küsür ayrı millete mensup insanın kendi dilinde yayın yapılır.

Çoğu Avustralyalı, 2 vesile ile kravat takar.

 Düğün ve cenazede

Bu ülkede en büyük suç yalan söylemektir.

Yalan söyleyen, yalan beyanda bulunan insanın hayatı kayar.

***

Umarım o günleri biz de görürüz.