BİR DEVRİN HİKAYESİ 2

10/07/2019 22:17 884

 

70'li yıllarda muhtıralar, sağ-sol çatışmaları, okulunu can güvenliği nedeni ile yarım bırakan nice gençler…
Üniversitelerde Komünist, Faşist suçlamaları…
Fabrikalarda DİSK-MİSK mücadeleleri, grevler, emeğin patronları, sendika ağaları.
İdeolojilere kurban edilen, zavallı işçiler…
Okullarda Devrimci, Ülkücü kavgaları…Bölünmüş Öğretmenler, taraflı polisler…
Ülkesine sahip çıkanlar, bu arada, yok olan gencecik fidanlar; Denizler, Mahirler, Hüseyinler,
Ulaşlar, Taylan'lar
Bu öykü sizin…

Birbiri ardına devam eden cenaze törenleri .
Romantizm ile terör arasına sıkışmış, kayıp bir kuşağın çocuklarının savaşı …
Kardeş kavgaları, siyasi cinayetler, kurtarılmış bölgeler, okullar, mahalleler, yakılan,
yıkılan, boşaltılan köyler…
Deniz, Mahir ve Hüseyin'in idamları… Akıl almaz işkencelere göğüs gerenler…
68 kuşağının özgürlük savaşçıları,
Bu hikâye sizin.
Sonra Dallas, Köle Isaura, Yalan Rüzgarı, Cosby Ailesi, Uzay Yolu, Tatlı Cadı, Küçük Ev…Aile Bağları, Alaca Karanlık Kuşağı vb. gibi,
Amerika, Avrupa ve Brezilya dizileri…
Beatles, Rolling Stones,Tom Jones, engelbert humperdinck, Boney-m, Adamo, John Hallyday,

Sylvie Vartan, Amerika, Avrupa hayranlığı derken,
Hippiler, bitli turistler, ansızın girdi hayatımıza.
Benliğimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık…
Cola, adidas, blucin, Rak-Rok-Metal, Pop merakıyla unutuverdik kendi müziğimizi,
öz değerlerimizi…
Türküleri, Bozlakları Halk Oyunlarını, Destanları, Hikâyelerimizi…
Sonra 80’ de 12 eylül sabahı, Hasan Mutlucan'la uyananlar, tutuklananlar, göz altına alınanlar, akıl almaz işkencelere uğrayanlar…
Bedenlerini, ruhlarını kaybedenler yeni idamlara, haksızlıklara şahit olanlar.
Gönülden yaralanıp, gençliğini sürdürenler.
Bu öykü sizin.
Ulusal değerlere biz sahip çıktık. Bizim devir, bizim nesil sahip çıktı.. .
İstanbul'da Amerikalıları Dolmabahçe'den
Biz denize döktük. Bağımsızlık sevdalısı, vatansever gençlerdik.
ÖSS 'yi bilmezdik ama, gece en son 23.00 de Radyodan puanları dinler, erken davranmak için otobüslerle geceden yola çıkardık. Eğitimin çilesini de biz çektik. Ülkesini ölesiye seven de bizdik.
Erkeklerde İspanyol paça pantolonlar, geniş gösterişli kravatlar, uzun saç ve favoriler…
Siyasi görüşe uygun, yukarı-aşağı, kalın bıyıklar deri çizmeler, asker postalları, parkalar,
kalın kemerler, palaskalar, kalpaklar arka cep te ince dişli taraklar, yuvarlak aynalar…
Gömlek ceplerinde gelincik, Bafra sigaraları…
Kızlarımızda lüle lüle saçlar, allıklar, küpeler…Pileli etekler… Daracık mini etekler…
Her genç kızın rüyası!.. Zetina dikiş makinası reklâmları…
İnce belli mantolar, yüksek topuklu rugan ayakkabılar, döpiyesler, jarseler, koyu kırmızı rujlar,
kalın kemerler doğal güzellikler, tabii kokular, masumâne bakışlar, kınalı eller,
ahh...ah o ince beller...
Biz anne-baba sözü de dinlerdik. Çoğumuz görücü usulü ile evlendik.
Kim ne derse desin, hâlâ devam eden çok mutlu evlilikler kurduk.
Sevmesini de sevilmesini de iyi bilirdik.
Leylâ'yı bilir, Mecnun'u anlardık. Bizim ne unutulmaz AŞKLARIMIZ vardı.
Mevsim, mevsim yaşadık duygularımızı, şarkılarda sever, şarkılarda ayrılırdık.
Bizim mektuplarımız, renkli, çiçekli desenli çeşit çeşit kâğıtlara yazılmış, kendi el yazımızla, göz yaşı dökülmüş, aşk mektupları, asker mektupları
Gül kokulu, duygu dolu, gözyaşlarıyla ıslanmış, içinde bir tutam saç, bir küçük el izi,
dudak izi taşıyan mektuplar...El emeği, göz nuru…Yok olmadı deyip, karalayıp karalayıp yırttığımız onca güzel kağıtlar da cabası…
Ahh...Ahh…Biz neydik ne değildik. Romanlara konu hayatların sahibiydik.
Biz o yıllarda iyi ki vardık; Bütün olumsuzluklara rağmen
Mutlu birer çocuk, sevdalı birer gençtik.
Biz 2000'li yıllarda yine varız. Biz 60’lar da çocuk, biz 70'ler de gençtik…
Biz 80’lerde ihtilâli, biz 90'larda ekonomik krizleri, bir kez daha yaşayanlarız.
Şimdi teknolojik gelişmelerle dolu 21.Asrı, internet çağını yaşıyoruz.
Kredi kartı, bilgisayar, internet, akıllı cep telefonu, mp 3 çalar, dizüstüler, plâzmalar, Uzaktan kumandalı TV ler. Kablosuz bağlantılar…Süper marketler, AVM’ler…
Artık o kokulu, duygu dolu, uzun mektuplar yok. AŞKLAR yok oldu, duygular kısaldı. Teknoloji, insana verdiği kolaylıklar ve rahatlıkla, emeği katletti, alın terini yok etti, duyguların zahmetine katlanılmaz oldu.
Artık semboller var oldu…
Gençlerin iletilerinde; ''nbr'', ''by'',"slm'' gibi kısaltmaları tercih eder oldu.
Cep telefonlarında kısa mesaj çılgınlıkları.
Nerede meyvesini elimizle topladığımız ağaçlar…?
Korkusuzca oyunlar oynadığımız sokaklar…?
Nerede o sözünün eri yağız delikanlılar…?
Vefalı dostluklar ,ölesiye arkadaşlıklar
Nerede utangaç al yanaklı kızlar…?
Saflık, doğallık, bağlılık nerde...?
Bu nedenle ÇOCUKLUĞUMU özlüyorum.
El yapması oyuncaklarımı, Uçurtmamı, Yaralı dizimi, ANNEMİN ninnisini…
Kâğıt helvayı, bakkalın sakızını, Manavın Çumra kavunu diye bağırışını,
Bahçedeki kiraz ağacını özlüyorum…

Ya şimdiki çocuklar!.. Çoğu internet başındalar…
Fes futlarda süper menülerle beslenerek, bilmem hangi yabancı müziği
indirip dinliyorlar…
Cep telefonlarına, bilgisayarlarına, tabletlerine sarılmış, bencillik içinde, paylaşımdan uzak,
çoğu kilolu, renkleri uçuk, dişleri bozuk Teknoloji çağını yaşıyorlar.
Artık 20.asır gerilerde kaldı. Çocuktuk genç olduk, baba olduk, dede olduk…
Ne badireler atlattık, ama yıkılmadık ayakta kaldık. Çünkü biz yetinen, hamdolsun, şükürler olsun diyen, kanaatkar bir nesildik. Çünkü biz, hep iyi insan olmayı, çalışmayı, her şeyi alın teri ve akıl teri ile elde etmeyi öğrenmiş bir nesildik. Hakka hukuka riayet eder, sevgi dolu yüreğimizle, güven verirdik. Büyüğümüze saygılı, küçüğümüze sevgi dolu olurduk…
Artık yaşadığımız kadar yaşayamayacağımızı, bir bu kadar daha ömrümüzün
olmadığını biliyoruz. Olsun iyi ki o yılları gördük, o hayatları yaşadık.
Pişmanlık mı asla!.. Sadece o doludizgin unutulmaz yılları özlüyoruz...

Verseler aynı hayatları, yeni baştan büyük bir keyifle yaşamak isteriz.
İşte!.. Bu bizim hikâyemiz…

SON SÖZ:’’ GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ, HAYALİ CİHAN DEĞER…’’