Bir cazibe merkezi olmak

14/11/2018 21:10 2089

Sayın valimizle yaşadığımız şehrimizi konuşuyoruz.

Gazetemiz 5 Ocak bu kahvaltılı toplantılarla erk sahipleriyle, gazetecileri buluşturuyor ve her iki tarafta bilgilenerek, kent için önemli kazanımlara katkı koyuyorlar. Amaç eleştiriden ziyade, yapıcı hatırlatmalar ve doğru bilgilerin paylaşılması oluyor. Gazetemiz aracılığıyla kamuoyu da bilgilenmiş oluyor.

Adana toprağı mıknatıs gibi kendi insanını ve bu topraklara değenleri çeker…

Bu ara başlığı niye yazdım. Yaşadığınız şehir, hayalleri olan birçok insanına, yerinde patinaj yapmaya başlayınca dar gelmeye başlar. Gözünüzün önünde kazanılmış bir yığın değerin, erimeye başlamasına, yitip gitmesine dayanamazsınız ve yönünüzü dışarıya çevirmeye başlarsınız.

Oysa hayalinizde yaşadığınız kentin, geçmiş değerlerine, hatıralarına sahip çıkması vardır. Değerlerine sahip çıkarken, yeni değerleri görmek istersiniz. Bir dünya kenti olmasının hayallerini kuran o kadar çok Adanalı var ki! Ama biraz araştırınca görüyorsunuz ki, Adana o kadar çok nitelikli göç vermiş  ki, her şeye  rağmen Torosların ardında yine kalpleri Adana diye çarpıyor.

Topraklarımız mıknatıs gibi insanını çeker dedim. Ama Adana kendi değerlerini koruyamazsa, üzerine bir dünya kenti olma yolunda ufuk açamazsa, mıknatıs artık işlemiyor demektir.

Adana mıknatısı neden köreliyor?

Geçmişe bakınca ne görüyorduk?

Adan yine göç alıyor, ancak kendi kazanında kolayca eritebiliyordu. Çünkü bereketli toprakları ve bilhassa pamuk tarımına dayalı sanayisiyle, ülkede bir cazibe merkezi olmuştu.

Edebiyat dalında önemli yazarlar çıkarmıştı ve bir sanat kentiydi.

İşsizlik yeri değil, iş için gelenlerin boş dönmediği önemli bir cazibe merkeziydi.

Zengin Adanalı imajı Türk sinemasında yer alıyordu. Adana bir sinema kenti, doğal bir sinema platosuydu. Bir sinema Festivalini 1969 yılında başlatma başarısını göstermiş bir kentti.

Akşam olunca insanlar caddelere dolar, açık hava sinemalarına giderdi. Parklarda halkın gideceği çay bahçeleri vardı.

Çocukluğumdan hatırlarım, babamın terzi malzemeleri satan işyeri vardı. Ben cumartesi günleri gider kasada durur, babama yardım ederdim. O kadar çok müşteri gelirdi ki, zaman zaman annemi bile yardıma çağırırdık. Yani Adananın iş hayatı gerçekten görkemliydi.

Adana’yı konuşurken aslında ülkemizi de konuşmuş oluyoruz.

Ortak çalışma kültürü oluşturamazsanız değerlerinizi kaybetmeye mahkûmsunuz.

Taşıyabileceğinizin üzerinde kentlere göç alırsanız, o kentin kendi kültürünü kaybetmeye başlıyorsunuz. İster istemez ekmeğinize ortaklar katılıyor. Var olan iş potansiyeliniz artmadığı halde, iş talebi artıyor. İşsizler ordusu oluşuyor. Arz talep dengesi değişince ve talep artınca, fiyatlarda artıyor. İş talebi çok, arz az olunca, çalışanların ücretleri de bir türlü iyileşmiyor. Enflasyon artıyor.

Kayıt dışılık, ülke ekonomisinin en önemli sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Ülkenize milyonlarca insan birden gelince, hemen kayıt altına alamıyorsunuz. Geçmişini, eğitimini, yaşam kültürü konusundaki bilincini, bilmediğiniz milyonlar sırtınıza biniyor. Gettolar oluşuyor. Gettolarda kapalı devre bir yaşam kültürü oluşuyor, siz bu kültürü çözmeye çalışıyorsunuz.

Kayıt dışılık konusunda % 34.3 gibi bir oran söz konusu olduğunu belirten bir veri gördüm. Ne kadar büyük bir sorun olduğunu, ayrı bir yazımda değerlendirmem gerekecek. Ama şunu belirtmekle yetinirsek, kayıt dışılık, ülkenin sosyal, kültürel ve ekonomik her şeyini etkileyen bir numaralı faktördür, dersek şimdilik yeterli olur.

Göçmenler, misafirlerimiz, artık misafir değiller galiba. Çoğu çocuk ve genç göçmenlerimiz, bir veriye göre 225 bin yeni doğumla çoğalmışlar. Ülkenin nüfus artış oranından ne kadar fazla değil mi? Hatırlarsanız Avrupa ülkeleri, göçmenler konusunda binlerle ifade edilen rakamları bile ,kâbus olarak görmüşlerdi. Göçmenleri ülkelerine almamak için neler yapmışlardı?. Nedeni ülke kültürüne ve yaşam bilincine zarar vermelerinden korktular. Gelenleri hemen eğitime alıp, kendi kültürlerine adapte etmeye çalıştılar.

Bizim devlet görevlilerimizin, nasıl insanüstü mücadele verildiğini anlamak lazım…

Valimiz uyuşturucu konusunda emniyet birimlerimizin üstün gayretleriyle, bu işe bulaşmış 1440 kişinin tutuklandığını söyledi. Bu veri nasıl bir mücadele verildiğini gösteriyor. Ancak aynı zamanda, gettolarda, suç örgütlerinin kullanımına açık, insan tarlaları olduğunu bize göstermiyor mu?

Sonuç olarak, her şeye rağmen adana erki mücadeleye devam ediyor. Çözümcü ve takipçi bir valimiz var. Adana için büyük bir eksiklik olan ‘ortak çalışma kültürü’ oluşumuna önem veren ve sonuç alan bir valiye sahibiz.

Adana ilinin geleceği konusunda güzel şeyler söyledi.

‘Adana yine ülkemizin önemli bir cazibe merkezi olacak’ sözü hepimiz umutlandırıyor.

Bende ege hayalleri kurup kaçmaya çalıştım ama Adana toprağı beni geri çekti. Binlerce Adanalıyı bu topraklar geri çekemez mi acaba?