BERLİNDE HAKİMLER VARSA, ANKARA’DA DA HAKİMLER VAR…!!!

16/05/2019 03:22 444

 

Arapça bir sözcük olan “hakim”, “hikmet sahibi” (bilge), “her şeyi sonsuz bir bilgelikle kusursuz eden”, “Allah” anlamına gelir.

Zaten Allah’ın 99 isminden biri de hakimdir.

Bu nedenle hakimler, mitolojideki tanrılar gibi insanüstü görülür; herkesten yüksekte olan bir kürsüde oturur ve bireysel kişiliğini arka plana itip mesleğini öne çıkaran özel bir cübbe giyer; bazı ülkelerde özel peruk da takarlar…

Türkçe karşılık olarak, “yargıç” sözcüğü kullanılır.

Yargılama kökeninden türemiş olan “yargıç” sözcüğü, hakimi tam olarak ifade etmemektedir...

Hakimiyet sözcüğünün karşılığı egemenlik olduğuna göre “hakim” sözcüğünün karşılığı da “egemen” olmalıdır…

Anayasamıza göre, egemenlik milletindir ve millet bunu üç erk aracılığı ile kullanır: ‘’Yasama, Yürütme ve Yargı…’’

Yargı erki diğer ikisinin üzerindedir; çünkü gerektiğinde hakimler, diğer erk mensuplarını da yargılayıp cezalandırabilir...

Hukuktan/ hukukun üstünlüğünden haberi olmayan çağdışı cahiller, millet egemenliğini sandıkla/ sandıktan çıkmakla özdeşleştirir…

Seçilmişler ve atanmışlar kavramı oluşturmuş olan bunlara göre sadece seçilmişler milleti temsil eder.

Bunlar, hakimleri de atanmışlar sınıfına koyarlar…

Anayasamıza göre “Türk milleti adına” karar veren hakimler atanmışlar sınıfına sokulamaz; çünkü hakimler atanmaz; atanıyorlarsa sistemde bir yanlışlık var demektir…

Dört yıllık hukuk eğitimini tamamlayan, 22 yaşındaki bir gencin, elenmenin söz konusu olmadığı kısa bir stajın ardından hakim olarak atanması yanlıştır…

Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ülkelerde, on yıldan daha uzun süre, hukuk alanında başka mesleklerde (fakat kesinlikle siyasal parti örgütlerinde değil) görev yaparak seçkin bir kişilik kazananlar, ancak hakim olabilir…

Zaten yüksek hakimlerin, gerektiğinde yargılayacağı siyasiler tarafından atanması, eşyanın doğasına aykırıdır; kararları ile meslektaşları arasında seçkinleşenler yüksek hakim olmalıdır…

O zamandan bu yana köprülerin altından çok sular aktı; muktedirlerin ağzından çıkanların kanun olduğu dönem sona erdi; kral, şah, padişah gibi muktedirler yok oldu; “kanun devleti” dönemi bile bitti; “hukukun üstünlüğü” kavramı gelişti ve “hukuk devleti” ortaya çıktı…

Hukuk devletine güzel bir örnek:

"BERLİN’DE HAKİMLER VAR...!!!"

Günümüzde Hukuk Fakültelerinde ders olarak anlatılan; Sunay Akın'ın yorumuyla, "Berlin’de hakimler var!" hikayesi...

Kral ve Değirmenci "Adalet olan her yerde umut da vardır."1750 yılında, Alman Prusya Kralı Büyük II. Frederick, Berlin yakınlarındaki Postdam ormanlarında gezinirken,
bir değirmenin bulunduğu alçak bir tepe üstünde durur.
Değirmenin olduğu yeri satın alacağını ve yerine bir saray yaptıracağını söyler.

Kralın adamlar,ı değirmenciye gider ve kralın bu isteğini iletirler.
Fakat adam değirmenini satmak istemez.
Adamları gelip Kral'a durumu anlatırlar;
Kral bunun üzerine değirmenciyi huzuruna çağırtır.
Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında durur.
-"Yanlış anladınız beni herhalde beyefendi, ben satın almak
istiyorum orayı. Kaç para?" der, önce.
Sonra değirmen için değerinin kat ve kat üstünde bir ücret ödemeyi teklif eder.
- "Hayır yanlış anlamadım, adamların da bunu söyledi. Satmıyorum!"
- "Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim."
- "Sen koskoca Kralsın, paran çok. Git Almanya'nın her yerine saray yap.
Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış,
ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!"
Bunun üzerine sinirlenen Kral Frederick ayağa kalkar ve;
“Sen benim Prusya Kralı Frederick olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye gürler.
Değirmenci;
-“Senin kral olduğunu biliyorum.
Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim.”
Kral iyice köpürür ve;
- “Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi
de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın?
Benim binlerce askerim var. Senin kimin var?” der.
Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden tarihe geçecek
o ünlü sözü söyler:
-“Berlin’de hâkimler var. Ben de onlara güveniyorum.”

Kral bu cevap üzerine ıslah ettiği mahkemelerin adaletinin
kendi aleyhine bile güvenildiğini anlar ve
tarihe geçen şu ünlü sözünü söyler:
"Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar, kral bile olsa adaletten üstün değildir.
Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz."
Kral İkinci Frederick bu yel değirmeninin Prusya Krallığı devam
ettikçe korunmasını ister ve onun daha altında olan tepeye sarayını
diker ve adını da, değirmencinin ismi olan Sans-Souci Sarayı koyar.
Saray ve değirmen günümüzde hala orada bir "Adalet Simgesi"
olarak yan yana ve birlikte durmaktadır.

Ne güzel bir adalet ki, kralın arka bahçesinde bir değirmenci...
Adalet, bir kralı ve bir değirmenciyi dost etmiştir.
Ve belki kim bilir, sabahları Prusya Kralı II. Frederick arka bahçeye
çıktığında değirmenci seslenir ona;
-"Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?"
Ve belki, Prusya Kralı ​II. Frederick der ki;
- "Adalet her sabah bana, taze ve sıcak bir ekmek kokusuyla gelirdi."
Yıllar sonra genç bir Osmanlı subayı, Berlin'de bir davete katılır.
Arkadaşlarına bu hikâyeyi anlatır ve sonra da derki;
"Haydi gidelim ve bu sarayı görelim. Değirmen hala duruyormuş."
Kimse o soğukta dışarı çıkmak istemez. Bir tek o subay gider.
Sarayın karşısına geçer ve tek başına bu eşsiz eseri izler.
İşte o genç subay, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Ve mahkeme salonlarında hakimin hemen arkasındaki duvarda yazılı olan,
“Adalet, mülkün temelidir” sözünün gerçek anlamını anlatır bu hikaye...

SON SÖZ:’’ADALET ÖLÜRSE, DEVLET ÖLÜR.’’ *Fatih Sultan Mehmet*