BAYRAM DEMEK TATİL DEMEK Mİ?

19/08/2019 05:37 390

 

Hep konuşulur; ‘’eski bayramlar şöyle güzeldi, böyle güzeldi’’ diye… Bunun temel nedeni, bayramların gerçek bir bayram olarak kutlanmaya dönüşmesi idi. Bayram geliyor diye her kesi bir heyecan sarardı. Ev temizlikleri, bayram alışverişler yapılır. Evlerde hazırlıklara başlanırdı. Bilhassa kesme ve ev baklavaları, çörekler, börekler yapılırdı. Misafirlere ikram etmek üzere…Bayram bir başka hava yaratırdı. Kimse tatile gideyim, yaylaya denize gideyim düşüncesinde olmazdı. Hayat “oyun” ve “eğlence” olmadığı gibi, bayram da “tatil” değildi.

Ama değişen her şey gibi, günümüz de bayram anlayışı da değişti. Değişen koşullar, bayram ritüellerini de değiştirdi. Şimdi oteller dolup taşıyor. Tatil bölgelerinin biletleri günler öncesinden tükeniyor. Bilet bulmak zor. “Bayram tatili” diye bir şey var artık. Madem 4 gün ek bir “tatil” günü var, insanlar da tatile gidiyor.

Aslında o tatil denilen iş arasının iyi değerlendirilip, “sıla-ı rahim” yapılsa, memlekete gidilse ne iyi olur. Ama olmuyor işte. Gelenek ve görenekte yazın dağa çıkılır, yaylaya gidilirdi. Bu gün ise, adalara, sahillere koşuyoruz..

Zaten ilk gün bayram namazı var. Kurban kesimi ilk 2 gün yoğun, bir gün misafir bekleniyor, bir gün de bayramlaşmak için iade-i ziyarete gidiliyor.

Okul, televizyon, gazetelerin ramazan sayfalarından öğrenilen Müslümanlıkla ancak bu kadar olurdu zaten. İşte onun için gidip FETÖ’ye kapaklanıyorlar, ya da Kalkancı oluyorlar. Kimi de gidiyor İŞID oluyor. Bu iş bunlardan ibaret de değil. Bu durum kırsaldaki okumamışlarla ilgili bir sorun değil, akademik kariyer sahibi olup “Akaid”, “Siyer”, “Kelam” ne demek bilmeyen bir sürü “iyi aile çocuğu”, “eli yüzü temiz”, “başörtülü ya da sakallı” “Müslüman” genç var!?

Birileri “iktidar şarkıları” söylerken, meğerse köprünün altından çok sular akmış.!!!

İşin acı tarafı şu: Allah’ın dini yeri-göğü, ölümü ve hayatı açıklar, bizim yaşadığımız din, karı-koca, gelin-kaynana kavgasını bile çözmüyor. İkonalara, seremonilere ve ritüellere boğulmuş bir din var! Yıllar önce de demiştik, yine söylüyoruz: Bu din benim dinim değil! Bu “Amerikano İslam”, “Euro İslam” ‘’Ilımlı İslam’’ne derseniz deyin, kesinlikle bu ferdi planda vicdanlara, içtimai planda mabetlere hapsedilmeye çalışılan din “Allah’ın dini” değil.

Unutmamak gerekir ki, kim Allah’ın dinine bir şey ekler ya da ondan bir şey çıkarmaya kalkarsa, kimi eklediği ya da çıkarttığı ile baş başa kalır ve din aradan çekilir.

Mesela şöyle yorumlar da var sosyal medyada: “Çağa ve bu çağın getirdiği ihtiyaçlara uygun yardım şeklidir. Şahsi görüşüm Allah’ın kurban kavramını bir yardım fırsatı olarak verdiği yönünde. Bu yüzden koyun-dana kestirmektense parasını ihtiyacı olanlara bağışlamayı daha mantıklı buluyorum. Mantıklı değilse de hesabını verecek olan benim. Kul ile Allah arasına girilmez.”

“Kurban Bayramında hayır için yapılan bağışlar”!.. Ramazanda “Fitre” var da, Kurban Bayramında kurban dışında, kurbanla ilgili başka bir hayır var mı? Sadaka deseniz o her zaman verilebilir.

Z. Beyaz “Horoz”dan kurban icat edecekti olmadı. Madem kansız olacak, kan yerine domates salçası kullanırsınız, “Soya etinden kurbanlık kuzu”. ‘Meeee’ diye ses efekti de yapılır. Hijyenik, organik nasıl isterseniz. Çağdaş! Koç istersen koç, 7 kişilik olsun dersen, al sana soya danası!

Birileri her bayramda Müslümanları üzmek için mutlaka bir şeyler yapıyor. Malum medya mutlaka bir yolunu bulup bu işi sulandırıyor. Dini magazinleştirmekle kalmıyorlar, din üzerine polemik, saçma sapan tartışmalarla zihinleri bulandırmaya çalışıyorlar..

Eskiden her Kurban Bayramı sonrası Suriye’de mutlaka kolera çıkardı. Hacdan gelirken getirilen hurmalarda, zemzemde mikrop bulunur dökülür, hatta hacılar günlerce karantinada tutulurdu.

Bugün bunların çoğu geride kaldı, ama başka sorunlarımız var. Dert bitmiyor. Şeytan görevini tam yapıyor. Bu ifsat hareketlerine artık içimizden birileri de ortak olmaya başladı. Dini yapılar STK’lar ve medya da bu tartışmaya bir şekilde bulaşmaya başladılar. Laikçilerden boşalan yeri ılımlı İslamcılar aldı. Din üzerinden polemiğin adresi cemaat ve ilahiyatlar. Bugün ne yazık ki! Aileyi tartışıyoruz. Tartışmanın merkezinde “İstanbul Sözleşmesi” var ama maalesef çözüm üretemiyoruz. Giderek artan bir öfke var. Bu iş yarın çok farklı tepkilere sebep olabilir.

Paramız ve gücümüz arttı ama aklımız ve imanımız paramız ve gücümüzün gerisinde kaldı. Dini hayatın pratiklerine bakınca bunu hemen görüyorsunuz. Müfredata bakın, belediyelerin kültür etkinliklerine bakın, bizim medyanın haline bakın, toplumun rol model olarak kabul ettiği politikacılar, iş adamları ve sanatçı takımına bakın, ne demek istediğimi görürsünüz.

İnandığımız gibi yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanmaya başladık sanki. Aklımızı başımıza alalım ki Allah korusun. Yoksa halimiz yaman.

SON SÖZ:’’ KUL İLE RABBİM ARASINA BEN BİLE GİREMEM.’’ *Hz. Muhammded.*