Atatürk ve Kadın (2)

01/08/2019 03:50 517

 

Adeta zaman durmuştu.

Çıt çıkmıyordu.

Nefesler tutulmuştu.

Profesör Mutlu, pamuk tabakasını yavaşça kaldırdı, Atatürk’ün yüzü ortaya çıktı.

Hiç bozulmamıştı.

Teni bronzdu.

Altın saçları rengini kaybetmemişti.

Kalın kaşlarından bi kaç tel kopmuş, sol göz kapağının üstüne düşmüştü.

Sakalı hafif uzamıştı.

İnce dudakları yapışıktı.

15 sene önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyur gibiydi.

Ne bozulma, ne de kokuşma vardı.

İki sene önce rahmetli olan Profesör Lütfi Aksu’nun tahniti son derece başarılıydı.

Profesör Kamile Şevki Mutlu, Atatürk’le yüz yüzeydi.

Yanağına dokundu, okşadı…

O an neler hissetti derseniz, hatıralarında anlatacaktı.

“Bir an için sanki konuşacakmışız gibi hissettim” diyecekti.

Salonda derin sessizlik hakimdi.

Duygular darmadağındı.

Atatürk’ün naaşı kurşun tabuttan çıkarıldı.

Dualarla kefenlendi, ceviz ağacından yapılan yeni bir tabuta konuldu.

Türk bayrağıyla örtüldü, ertesi gün Anıtkabir’de toprağa verilmek üzere, generaller tarafından ihtiram nöbetine başlandı.

Demem o ki…

Bu milletin yetiştirdiği en büyük insan, vefat ettiğinde bir erkeğe, toprağa verileceği zaman bir kadına emanet edilmişti.

Çünkü, 1938’de Atatürk’ün naşını emanet edebileceğimiz en yetkin kişi bir erkek’ken, sadece 15 sene gibi kısa bir sürede, erkeklerin önüne geçmeyi başarmıştı.

Kamile Şevki, 1924’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi.

O tarihe kadar kadın hekimlere kamusal görev verilmiyordu.

Sağlık Bakanlığı ilk kez 1930 mezunu kadın hekimlere kadro verdi.

Kamile Şevki Patoloji asistanı oldu.

1931’de Milli Tıp Türk Kongresine tek başına bildiri sundu.

Bu bildiri, kadın hekimlerimiz adına bir ilk’ti.

Türkiye’nin ilk kadın “Patoloji Uzmanı” oldu.

Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü oldu.

Türkiye’nin ilk elektron mikroskobu laboratuarı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde, Kamile Şevki’nin yönetimindeki histoloji kürsüsünde kuruldu.

Ankara Üniversitesi Senatosunda ilk kadın öğretim üyesi oldu.

Bu gün bile hala kendi adıyla anılan, böbreküstü beziyle alakalı “Şevki Metodu”nu geliştirdi.

1987’de rahmetli oldu.

Taa en başından en sonuna kadar“Atatürk Devrimleri”nin eseriydi.

Cumhuriyet kadınıydı.

Sabiha Rıfat, 1927’de bu günkü adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’ne girdi.

O sene ilk defa kız öğrenci kabul eden üniversitenin ilk kız öğrencisiydi.

1933’te mezun oldu.

Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi oldu.

TBMM binası dahil, sayısız önemli projeye imza attı.

Ha bir de; Fenerbahçe’nin ilk kadın voleybolcusuydu.

Bu konuda da erkeklerden daha başarılıydı.

Üniversite öğrencisiyken, o tarihlerde karma oynanan 5 erkek ve 1 kadından oluşan, İstanbul şampiyonu olan Fenerbahçe Voleybol takımının kaptanıydı.

2003 yılında rahmetli oldu.

Çocuğu olmadığından tüm servetini şehit çocuklarının eğitimine bağışladı.

Taa en başından en sonuna kadar Atatürk’ün devrimlerinin eseriydi.

Cumhuriyet kadınıydı.

Dolayısıyla…

10 Kasım’ı anlayabilmek için, 11 Kasım’a bu açıdan bakmak lazım.

Atatürk varsa kadın vardır, kadın varsa Atatürk vardır.

Atatürk’ü öldürmenin tek yolu, kadını erkeğin gerisinde bırakmak, erkeğe muhtaç hale getirmektir.

Cahillerin kadın haklarına, kadın eşitliğine, kadın özgürlüğüne düşman olmasının temel sebebi budur.