AŞK

30/04/2019 23:06 1285

Aşk için neler neler yapılmamış, söylenmemiş! Masallar, öyküler, romanlar, şiirler, besteler, şarkılar, filimler, tiyatro oyunları, operalar, operetler…

Aşkın birçok tanımı var ama,hiçbiri yeterli olamamış. Aşkın sevginin en şiddetlisi olduğu kesin, ama farklı sevgiden. Vatan-tanrı aşkı, meslek aşkı bugünki konumuz değil.

Aşk; yasa-tabu-sınır tanımayan sevginin en şiddetlisi, en üst basamağı , sayıya, ölçüye sığmayanı, çılgıncası, bir ruh sarhoşluğu, bir çarpılma ve de kölelik.

Aşk, cinselliğe giden yüce bir duygu. Hayran olduğumuz karşı cinse sahip olma, katışma çabası. Erotik, metafizik bir güdü. Bir bedende iki ruh olma. Aşkın amacı da, nesli sürdürerek bir anlamda ölümsüzleşmek.

Aşk gerçek bir büyü. Gerçeği olmasını istediğimiz biçimde görmek yani, kendimizi aldatmak. İnsanda aşkta kendinin büyücüsü.

Aşkın büyüsü çirkini güzel, kötüyü iyi, yanlışı doğru gösterir. Bu yüzden aşık ne doğru yolu görür ne de doğru lafı duyar. Çünkü aşkın gözü kör, kulağı sağırdır. Gurur da burada yok olur gider. Niye ? Gurur aşka yenik düşer de, ondan. Akılla da yenilemez, nasihat işe yaramaz. Çünkü aşk ateştir, öğüt de rüzgar.

Gün gelir büyüsü bozulur aşkın. O zaman aşıklar, birbirini gerçek yüzleriyle, kusurlarıyla görmeye başlar. Bu da hayallerin ölmesi demektir. Bıkmakla, doymakla ölen aşk, ihmaller ve unutkanlıkla gömülür gider.

Nazım Hikmet biten bir aşkını şöyle dile getiriyor:

Gönlümle başbaşa düşündüm, demin

Artık bir sihirbaz nefesi gibisin

Şimdi ta içimde bomboş kalbimin

Akisleri sönen bir ses gibisin

Maziye karışıp sevda yanımın

Bir anda unuttum seni, eminim

Kalbimde kalbine yok bile kinim

Bence artık sen de herkes gibisin

Aşık her an sevdiğiyle birlikte olmak ister. Kimseyle paylaşamaz onu, kıskanır, şüphe eder. Yoksulluk, açlık, işsizlik, sefalet, felaket, aşırı şüphe yaralar aşkı. Bazen de terk ediliş, aldatılma, ayrılma ve de küsme. Bunlar derin bir azap yaratır.

Şeyhül İslam Yahya demiş ki!

“Bir dil rübaya düştü gönül, müptelası çok

Aşkın sefası yok değil ama, cefası çok”

En iyi sevginin kadehinde bile acı vardır sözleri, Nietzsche’nin.

Acımak ve sevmek çok yakın birbirine. Kadınlar acıdıklarını severler, erkekler ise sevdiklerine acırlar. Demek ki kadınlar da merhamet aşkı doğuruyor. Erkekler de ise aşk merhameti…

Aşkı başlatmada, güçlendirmede bakışlar, ilgilenme, müzik, şiirler, iltifatlar, çiçekler, armağanlar, mektuplar etkili. Hele ilk görüş, ilk buluşma ve ilk öpüşme unutulamaz. Cahit Sıtkı Tarancı’nın ilk aşk şiirinden bir alıntı:

Belki bugün bu yaşta tekrar olunmaz,

İlk aşk gecesinin masum yeminleri,

Fakat nerde ilk öpüşün verdiği haz?

Saadet bilmiyorum o hazdan gayri

Erkeğin sevgisi, ilgisi kadını güzelleştirir, gençleştirir. Mutlu olan aşıklarda sevgi ışığı saçar çevresine.

Erkekler eş olarak güzel bir kadını ister. Güzel olmayan zengin kadınlar kimi erkeklere güzel görünsede, şık bir kadehteki kalitesiz bir içki gibidir.

Kadınlar, halim selim, efendi tipli erkeklerden ziyade güçlü, şaşırtan, sürpriz yapan, iltifat eden, maceracı, çapkın erkeklerden hoşlanır.

Birçok kadında kendisini seven erkeği sever. Aşk ilanını yapanlar çok kez erkeklerdir ama günümüzde bu işi kadınlarda, kızlarda yapmaktan çekinmiyor. Aşkta kadın, kendisini yakalatana kadar kovalatır. Erkek kaçar ise, bu kez kovalayan kadındır. Günümüzde erkekleri kovalayan o kadar çok kadın ve kız var ki…

Sevmek ne ayıp, ne suç ne de bir günah. Korkmamalı sevdiğini açıklamaktan. Reddedilmek ve gurur yüzünden o kadar çok yaşanmamış aşk var ki…

Seven kadın affedicidir, her şeye katlanır. Sevmiyorsa yediveren gülleri gibi gösteriverir dikenlerini. Kadınlar affedicidir ama unutmazlar. Erkekler unutur ama affetmezler.

Aşklarda inişler-çıkışlar, alevlenme-zayıflama, tartışma-kavga, küsme-barışma ve sitemler kaçınılmazdır. Aşktaki sitem suçlama değil, sevdiğinden ilgi, sevgi bekleme isteğidir.

Gerçek aşık, sevdiğinin öfkesinden, aksiliklerinden bile güzellik, sevimlilik bulur. Kadınca söylenen saf bir söz de, onu seven erkekte, o çocuksu dudakları öpme arzusu yaratır. İşte aşk böyle bir şey !