Arka Taş ve Aşk

27/05/2019 04:39 891

Eski Türkler’de  cengaverler savaşırken, arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını güvenli bir yere dayarlardı.

Bir ağaca, herhangi bir kayaya veya taşa arka güvenliğini emanet ederlerdi.

O dönemlerde atalarımız genelde bozkır hayatı yaşadıkları için şimdiki savaş teknolojisi olmadığından buna mecbur kalırlardı.

“Arka Taş ileri, arka taş geri” hikayeler anlatırlarmış birbirlerine.

“Arkamdaki taş olmasa oku yemiştim kafama” diye başlarlarmış, savaş maceralarını anlatmaya.

Uzun yıllardan sonra, bu sırt dayanan nesne “arka taş” dan “arkadaş” şekline dönüşmüş ve dilimize yerleşmiş.

Bugün, güvenebileceğimiz, bizi arkadan vurmayacak olan, samimiyetine güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isim olmuş “arkadaş”

Gelelim “aşk”a.

“İki ayrı cinsin birbirine karşı duydukları bedensel ve ruhsal güçlü duygu, sevgi ilişkisi”

Ya da;

“Bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusu” gibi cümlelerle anlatılırdı.

Örneğin "Ondaki yurt aşkı, sonsuzdu" gibi cümlelerle ifade edilirdi.

Aşk ve arkadaşlık,bir gün yolda karşılaşmışlar.

Aşk, kendinden emin bir şekilde sormuş;

“Ben senden daha samimi ve cana yakınım, sen niye varsın ki bu Dünya’da?.. Aşk, insan, hayvan bütün canlılara yeter”

Arkadaşlık gülmüş;

“Sen öyle san..Ben en başta niye varım biliyormusun? Sen gittikten sonra bıraktığın göz yaşlarını silmek için… İnsanoğlu’na “vefa” yı  öğretmek için… Ben dostluğun temel taşıyım temel”

Eğer tarafsız gözlemlerseniz bence “arkadaşlığa” hak verirsiniz.

Ama eğer, gerçek bir aşk yaşamışsanız, sizi kime “arkadaşlığın aşktan daha üstün olduğuna ikna edemez.

Belki onlarca yıl önce; İzmir’de bir ilkokulda yapılan bir yarışmada, 12 yaşından daha küçük öğrenciler “daha güzel bir Dünya yaratmak için” bakın ne temennilerde bulunmuşlar.

-Kavgayı; bir yaprağın üzerine yazmak isterdim…Sonbahar gelince, yaprak kurusun dökülsün diye

.-Öfkeyi; bir bulutun üzerine yazmak isterdim…Yağmur yağdıktan sonra, bulut yok osun diye.

-Nefreti;  karların üzerine yazmak isterdim…Güneş doğduğunda karlar erisin ve nefret sözcüğü silinsin diye

-Dostluğu ve sevgiyi; yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterim…Onlarla birlikte büyüsün, bütün Dünya’yı sarsın diye.

-İhaneti; buzulların en tepesine yazardım, kimse oraya ulaşıp ihanet aklına gelmesin diye.

-Para ve iktidar hırsını; mezar taşlarına yazardım, insanlar sonunun nereye vardığını görsün diye.

-Anne ve baba’nın evladına duyduğu sevgiyi; hemen her köşe başına yazardım, herkes gerçek sevgiyi onlardan öğrensin diye.

-Anne ve baba’ya yapılan isyan ve ihaneti; taş’tan yapılmış bir el’e yazardım, ve onu her anne-baba olanın rüyasına sokardım.

Hem de, geceler boyunca.

Ata’ya yapılan ihanetin acısını, ömürleri boyunca duysunlar diye.

***

Eklenecek bir şey kaldı ise, lütfen bana yazın.

Bir başka yazıda okurlarımla paylaşırım.