ADALET NEDİR, NEYE YARAR?

24/06/2019 20:24 586

 

Sanırım şu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz güncel konu; ‘ADALETTİR.’ O hal de biz de, diller de pelesenk olan bu adalet kavramının ne olduğuna, neler ifade ettiğine, geniş bir perspektiften bakmaya çalışalım…

Adalet Nedir Ve Ne İşe Yarar?  Fıtri bir duygu olan adaletin bizzat kendinden söz edeceğiz. Zira vicdanların ve aklın ortaya çıkardığı bu kavram, insana hayatın her evresinde lazımdır. Çarşıda, pazarda, işyerinde, evde… Mekânlar bir yana huzurun temelinde adalet duygusu yatmaktadır. Ancak gelin görün ki insana ait olan bu önemli vasıf, yine kâinatın en donanımlı varlığı insan tarafından katledilmekte, bu durum ise toplumdaki manevi dengenin yok olmasına sebep olmaktadır. Örnek verecek olursak; mesela ilişkilerinde yakınlarına adaletsiz davranan bir aile reisi düşünün. O aile bağlarının nasıl koptuğuna, güven ve huzur ortamının nasıl bozulacağına anında şahit olursunuz. Ya da, onlarca çalışanı olan bir işyerini ele alalım. Personeller arasında yaşanan talihsiz bir olay sonrasında, adil olması beklenen işyeri sahibinin taraflara kendi menfaatleri ve çıkarları doğrultusunda yaklaştığını farz edelim. Böyle bir yaklaşımın doğurabileceği sonuçları da az-çok tahmin etmek mümkün. Haklı ile haksızın yer değiştirmesi de doğabilecek muhtemel sonuçlardandır. Bu durum da, o işyerinde çalışan insanların hem patronlarına, hem de birbirlerine karşı güvensiz olmalarına neden olacaktır. Devlet otoritesinde de durum böyledir. Devletin vatandaşlarına yaklaşım zeminini kanunlar ve hukuksal düzenlemeler oluşturur. Yani, devlet idaresindeki kişilerin kendi kişisel düşünceleri devlette ölçü olamaz. Aksi halde o devletin istikbali tehlikeye girer. Nasıralı İsa, Roma valisi Pilatus’un huzuruna getirildiğinde ve (ona) kral olduğunu itiraf ettiğinde, şöyle dedi: ‘’Ben, bunun için doğdum ve bu amaç için dünyaya geldim: adalete şahadet etmek için.’’Bunun üzerine Roma valisi Pilatus sordu: ‘’Hakikat nedir?” Roma valisi bir cevap beklemiyordu ve İsa da bir cevap vermedi bu soruya. Çünkü hakikate şahadet etmek,

İsa’nın, Mesih Kral olarak kutsal görevinin özü değildi. O, adalete; Tanrı’nın Krallığında gerçekleşecek olan adalete şahadet etmek için doğmuştu ve bu adalet için O, çarmıha gerildi. Bu nedenle, Roma valisi Pilatus’un, ‘’hakikat nedir?” sorusundan, İsa’nın kanından doğan, başka ve daha önemli bir soru- insanlığın ebedi sorusu- ortaya çıkar: ‘ADALET NEDİR?’

Başka hiçbir soru, bu kadar tutkulu bir şekilde tartışılmamış; başka hiçbir soru böylesine çok kan ve gözyaşı dökülmesine sebep olmamıştır ve başka hiçbir soru Eflatun’dan Kant’a, en ünlü düşünürlerin yoğun ilgisine konu olmamıştır. Ancak başka hiçbir soru bugün, diğer

zamanlarda olmadığı kadar da cevapsız kalmamıştır. Öyle görünüyor ki bu soru, kaderine boyun eğmiş bilgeliğin uygulandığı ve insanın kesin bir yanıt bulamayacağı, fakat ancak onu geliştirebileceği sorulardan biridir.

Öncelikle adalet, karşılıklı insan ilişkilerini düzenleyen toplumsal düzenin mümkün, ama zorunlu olmayan bir niteliğidir. O, ancak tali olarak insanın bir erdemidir; çünkü insan, eğer davranışı adil olarak kabul edilen toplumsal bir düzenin normlarına uyuyorsa adildir. Peki,

toplumsal bir düzenin adil olduğunu söylemek gerçekte ne anlama gelir?

O şu demektir: bu (toplumsal) düzen, insan davranışlarını herkesi

tatmin edecek şekilde düzenlemiştir. Yani herkes, o düzende mutluluğu bulabilir. Adalet arzusu, insanın mutluluk için duyduğu ebedi arzudur. O, insanın yalıtılmış bir şekilde, yani yalnız başına bulamayacağı,bu nedenle bir toplum içinde aradığı bir mutluluktur. Yani

‘ADALET, TOPLUMSAL MUTLULUKTUR.’ O, toplumsal düzen tarafından garanti

edilmiş bir mutluluktur. Bu bağlamda, adaleti mutluluk olarak tanımlayanEflatun, sadece adil insanın mutlu ve adil olmayanın da mutsuz olduğunu ileri sürer. (Ancak) adaletin mutluluk olduğu yönündeki ifade, elbette ki nihai cevap değildir; o, sadece soruyu değiştirmektir.

Çünkü şu halde sormamız gerekir: Mutluluk nedir?

Mutluluk kavramı dar ve ilk anlamında, yani bir kişinin ondan ne anladığı biçiminde tanımlandığı müddetçe, herkese mutluluk bahşeden adil bir düzen olamayacağı açıktır. Çünkü bu durumda, bir kişinin mutluluğunun bazen başkalarının mutluluğuyla doğrudan çatışması kaçınılmaz olacaktır. Örneğin aşk, bir kişinin mutluluğun da mutsuzluğunun da en önemli kaynaklarından biridir. İki erkeğin aynı kadına  aşık olduğunu ve bunların her birinin, doğru ya da yanlış, o kadın eşi olmadan mutlu olamayacağına inandığını varsayalım. Ancak, hukuka göre ve belki kadının da duygularına göre kadın, o iki kişiden yalnız birisinin eşi olabilir. Böyle bir durumda erkeklerden birinin mutluluğu, kaçınılmaz olarak diğerinin mutsuzluğu olacaktır. Hiçbir toplumsal düzen, bilge Kral Süleyman’ın ünlü hükmü bile, bu sorunu tatmin edici bir şekilde, yani her ikisinin de mutluluğunu sağlayacak

şekilde çözemez. Hatırlanacağı gibi Kral Süleyman, iki kadının kendinin

olduklarını iddia ettikleri bir çocuğu iki parçaya ayırmaya karar vermişti. Fakat böyle karar vermekle O, çocuğu, çocuğun ölmesini engellemek için talebinden vazgeçmesi gereken kadına vermeyi istiyordu; çünkü Kral Süleyman, talebinden vazgeçenin çocuğu gerçekten

seven (ve dolayısıyla çocuğun gerçek annesi) olduğunu varsaymıştı.

Eğer Süleyman’ın hükmü gerçekten adil idiyse, bu ancak bir koşulla öyle olmuştur; o da, çocuğu sadece bir kadının sevmiş olmasıdır.

Yarın devam edeceğiz…