AB, müzakereleri kesecek mi?

18/03/2019 03:32 1093

 

Mart ayı sonunda yapılması beklenen Avrupa Ekonomik Topluluğunun kuruluşunun 62’inci yıldönümü yaklaşırken, AET’den yine kötü kokular gelmeye başladı.

Bundan tam 2 yıl önce; 20 Mart 2017 de, yine bu sütunlarda “AB krizini bitirmek için bir fırsat” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Özet olarak şöyle demiştim;

“Günter Werheugen yaptığı bir açıklama ile AB ile Türkiye arasındaki son günlerde gelişen gerilimi “Çok tehlikeli bir kriz” olarak niteledi ve bu krizin Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tamamen kopmasına yol açabileceği bir aşamaya geldiği uyarısında bulundu.

Zaman zaman, tarafsız görüşleri ile, AB içerisinde önemli bir yere sahip olan eski komiser bu kadarla da kalmadı.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında çok ciddi bir “güven sorunu” olduğunu ve bu sorun aşılmadan, yani “yeni bir başlangıç yapılmadan” yola devam edilemeyeceğini de sözlerine ekledi.

Sanırım Türkiye olarak biz de aynı kanaatteyiz.

Birliğin üyelik kriterlerinin tamamını yerine getirdiğimiz zaman bile “Tam üye olarak birliğe alınacağımızdan” emin değiliz.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de, buna benzer görüşler hakim.

Onlara göre de ; kriz çok tehlikeli bir biçimde ve hızla tırmanıyor.

Bu tırmanış; önü alınmazsa AB ve Türkiye arasında tam bir kırılmaya neden olabilir.

Henüz bir iki gün önce Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de yaptığı bir açıklamada “Türkiye’nin bundan sonra Avrupa Birliği üyesi olmasını” gerçek dışı olarak tanımladı.

Verheugen’in dediği gibi; ortada bir güven ve inanırlık sorunu var.

Bir tarafta Avrupa’nın Türkiye’ye verdiği, ama yerine getirmediği bir vaatler zinciri, diğer tarafta Türkiye’nin “yaparım” deyip de yapmadığı şeyler var.

Avrupa Birliği’nin eski komiseri soruyor;

“AB Türkiye’den vaz geçebilir mi?”

“Bir de tersini sorayım; Türkiye AB’den vaz geçebilir mi?”

Sonra sorusunu yine kendisi cevaplıyor;

“Benim cevabım her iki durumda da hayır. Ne Türkiye Avrupa Birliğinden vaz geçer, ne de AB Türkiye’den”

O zaman biz de diyoruz ki;

Her iki taraf da attığı adımlara dikkat etmeli.

Bir sonraki adımı atmadan evvel, ilk adımda düşünmeli.

25 Mart’ta Roma’da yapılacak olan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kuruluşunun 60’cı yıl dönümünde AB’nin de, Türkiye’nin de böyle bir fırsatı yakalayabileceğini düşünüyorum”

Yanılmışım.

O yazıdan bu yana 2 yıl geçmesine rağmen, böyle bir fırsat yaratılamadı.

Daha da kötüsü, Avrupa Parlamentosu içerisindeki en büyük siyasi grup olan Avrupa Halk Partisi, birden bire tavır değiştirerek Türkiye aleyhine bir karar metnini Avrupa Parlamentosuna sundu.

Karar tasarısında “Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin sona erdirilmesi” talep ediliyor.

Halbuki, bu yıl başından hemen sonra “Türkiye ile müzakerelerin askıya alınması” gibi bir öneri kabul edilmişti.

Aslında zaten bu günün gelişi dünden belli idi.

Çünkü Alman muhafazakar Hıristiyan Sosyal Birliği’nden Manfred Weber “ AB Komisyonu Başkanı seçilmesi halinde” Türkiye ile müzakereleri sona erdireceğini açık açık beyan etmişti.

Şimdi diyeceksiniz ki “Böyle bir kararı sadece Avrupa Birliği Konseyi alabilir”

Belki haklısınız; tasarı Konsey’den dönebilir.

Ama,buraya kadar gelmesi bile beni çok rahatsız ediyor.