19 Mayıs Hikyeleri bitmez (3)

10/06/2019 02:05 128

Devlet sermayesi ile iki banka (Etibank ve Sümerbank) kuruldu, vatandaştan birikimlerini bu banklara yatırmaları istendi.

Devletine güvenen vatandaş da, elinde avucunda ne varsa bankalara yatırdı.

Ben de çamurdan yaptığım kumbarama, her hafta babamın verdiği

“yüzpara”ları biriktirir bankaya yatırırdım.

Bu ekonomik kalkınma hamlesini bir “yerli malı” seferberliği izlemiştir.

Biz bayramlarda ziyaretçilerimize şeker ve çikolata yerine incir ve fındık ikram ettik.

Çünkü şeker dışarıdan satın alınıyordu.

Cumhuriyet; yurdun Doğusu ile Batı’sını, Güney ve Kuzey’ini demiryolu ile birleştirmek istemiştir.

Atatürk dedi ki;

“Yediyüz kilometre demiryolumuz var, ama bir kilometresi bile bizim değil.

1932 yılında ilk tern Gemerek’e ulaştığında ben istasyonda idim.

Halkın tabiri ile kara treni alkışlar ve “yaşa, varol” sesleri ile kara treni alkışlamıştık.

Hoş bir fıkra var.

İlk teren Erzurum’a varınca belediye başkanı nutuk verir.

“Vatandaşlar, Cumhuriyet fabrikalar yaptı..Sanmam ki kar edirler, vallahi de zarar edirler, billahi de zarar edirler…Otobüsler aldı, yollar düzenledi. Sanmam ki kar edirler. Ama bunlar hep sizin içindir…Cumhuriyet ayağınıza kadar tren getirdi. Bundan sonra iki ayda bir gittiğimiz İstanbul’a üç günde varacağız”

Bir vatandaş sormuş;

“Peki biz 57 gün ne yapacağız?”

Değerli dinleyicilerim…Ben 1929 yılından itibaren, Cumhuriyetle beraber iyili, kötülü olayların içinde çalkalandım. Size söyleyeceklerimin

bir kısmına ben tanık oldum..Bunların arasında beni çok etkileyen bir olay var. Mustafa Kemal Atatürk 1937 yılında Sivas Lisesi’nde benim bulunduğum sınıfa geldi.

Tabii biz, Atatürk adı etrafında oluşan efsanenin etkisindeyiz.

Gözleri o kadar kuvvetli imiş ki, onlara bakan çarpılırmış.

İlkin korka korka gözlerine baktık.

Çarpılmadığımızı görünce o mavi gözlere 45 dakika doya doya baktık.

Dersimiz hendese (geometri) idi.

Atatürk; dişçinin kızı Saadet’i tahtaya kaldırdı.

Bir ders önce müselles (üçgen) lerin nasıl eşit sayılacağını okumuştuk.

Saadet bunun için tahtaya iki müselles çizdi.

Müselleslerin kenarına, Yunan’lıların alfa, beta ve gamma harflerini koydu.

Atatürk’ün birden kaşları çatıldı ve Sadet’e neden Yunan harflerini kullandığını sordu.

Saadet de “Hocamız böyle yazdı, ben de onun için kullanıyorum” deyiverdi.

Matematik hocamız okul müdürü Ömer bey de sınıfta idi.

Atatürk aynı soruyu ona sorunca, topu Milli Eğitim Bakanlığına attı.

Bakanlık bir kitap göndermişti, onda bu harfler kullanılmıştı.

Gazi, kitabı istedi.

O sayfayı buldu, yırtıp yere attı.

Sonra gidip parmakları ile yunan harflerini sildi, yerine A,B,C yazdı.

Sonra bize döndü; “Arkadaşlar Türk alfabesi, matematik terimlerini de ifade etmeye yeterlidir” dedi.

Aradan bir hafta geçmeden abc’li yeni kitabımız geldi.

Atatürk dilin sadeleşmesine ve halk ile aydınların dilini anlamasına çok önem verirdi.