19 Mayıs Hikayeleri  bitmez (4)

17/06/2019 20:13 1065

 

Halkçılık, inanışında kuru bir slogan değildi.

Halkının arasına karışmak onun çok hoşuna giderdi…

Bir gece ortadan kayboldu.

Tabii polis ve jandarma seferber oldu.

Bulabilecekleri her tarafı arayıp taramışlar, Atatürk yok.

Sonradan onu, Samanpazarı’nda bir kahvede zeybek oynarken bulmuşlar.

Cevat Dursunoğlu diyor ki;

“Yıl 1919.

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum Kongresine gitmektedir.

Ilıca köyüne varınca, bir ağacın altına oturup topluca kahve içmek isterler.

Onlar kahvelerini yudumlarken, öteden yanlarına gelen bir kağnı görürler.

Pılı pırtı yüklü kağnıda iki de delikanlı oturmaktadır.

Kağnıyı yetmişlik bir ihtiyar sürmektedir.

Paşanın yanına davet edilir.

Paşa sorar “Baba, nereden gelip nereye gidersin?”

İhtiyar tebessüm ederek cevap verir;

“Çukurova’dan gelirem, Erzurum’a gidirem.

Paşa sormaya devam eder;

“Baba, Erzurum’a ortalık karışık, savaş tehlikesi var, eşkıya tehlikesi var. Niye gidiyorsun? Çukurova’da geçinemedin mi?”

Adı Mevlüt olan ihtiyar, birden ciddileşir;

“O nasıl söz paşam? Çukurova verimli topraktır, insanı diksen yeşillenir.

Bizim uşaklar da çalışkandır.

Bey gibi geçinip gidiyorduk biz. Ama duymuşam ki, padişah Erzurum’u düşmana verecekmiş. Gelmişem ki göriim, kimin malını kime verir?

Mustafa Kemal’in gözleri buğulanır; yanına döner;

“Arkadaşlar, bu milletle başarılamayacak hiçbir iş yoktur”

Değerli dinleyiciler; size Atatürk’lü yıllardan unutamadığım bir olayı daha anlatacağım.

Sanıyorum 1930’lu yılların başıydı.

Atatürk gece geç vakit, Mısır Büyükelçiliğini ziyarete gitti.

Sabaha kadar yenilip içildi, eğlenildi.

Sabah güneş doğarken ulu önder Mısır Büyükelçisini balkona çağırarak şunları söyledi;

“Buradan Güneş’in doğuşunu nasıl görüyorsam, esir milletlerin de birer birer esaretten kurtulacaklarını ve bağımsızlıklarını elde edeceklerini öyle görüyorum”

Atatürk’lü Cumhuriyet her zaman, müstemlekecilere karşı, küçük devletlerden yana, onurlu bir politika uygulamıştır.

Cezayirli gençler, Fransız müstemlekecilere karşı kanlı bir savaş verirken ellerinde Mustafa Kemal’in resmini taşıyorlardı.

Hindistan bağımsızlığının büyük lideri Gandi, İngiliz Parlamentosunda şöyle konuşuyordu;

“Haydi beni tutuklayın, ama tutuklamayla iş bitmiyor…

İşte Türkler!

Kendi cenaze törenleri için hazırlanan tabutu istilacıların başında parçaladılar”

Pakistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Cinnah, 30 Ağustos zaferimiz üzerine şöyle dedi;

Bu zafer bütün esir milletlerin zaferidir”

İngiliz Başbakanı  Lloyd George, Çanakkale Savaşı’nın en büyük destekçisi idi.

Türkler koca İngiliz İmparatorluğu’nu Çanakkale’de dize getirince, görevinden istifa ederken şöyle konuştu.

“Tarih; nadiren  dahi yetiştirir. Bizim talihsizliğimiz şu ki, böyle bir dahi’yi bu gün Türk Milleti yetiştirmiştir. Ne yapsak, ne tarafa gitsek Mustafa Kemal’in iradesini kıramadık”

Değerli dinleyicilerim ben  yüz yaşına yaklaşmış bir faniyim.

Öyle sanıyorum ki, İngilizce, Türkçe, Fransızca kitaplarım, makalelerim ve Amerika’da, Norveç’te, Rusya’da, İngiltere’de, İran’da ve Türkiye’nin bir çok kentinde yaptığım konuşmalarımla, bu kadar güçlüklerle bana emanet edildiğine inandığım Cumhuriyet’e karşı görevimi yaptım.

Genç arkadaşlarım, Atatürk Cumhuriyeti özellikle sizlere emanet etmiştir.

Onu çağdaş ve gelişmiş memleketlerin daha yücesine çıkarmak, sizin çalışmalarınıza ve gayretinize bakıyor.

Bu görevi başaracağınıza ben inanıyorum.

***

Bundan sonrası, siz gençlerde…