19 Mayıs Hikayeleri Bitmez

03/06/2019 23:41 1581

 

19 Mayıs 1919’un 100. Yılı münasebeti ile düzenlediğimiz programın açılış konuşmasını , halen İndiana Bloomington’da yaşayan ve hayattaki en büyük “halk bilimci”miz olarak kabul edilen Cumhuriyetimizle yaşıt, Prof.Dr. İlhan Başgöz yapacaktı.

Kuruluşa giden yolun hikayesini asırlık bir çınardan daha iyi kim anlatabilir ki? Ancak; ilerlemiş yaşının getirdiği sağlık sorunları sebebiyle; İlhan hoca çok arzu etmesine rağmen aramızda olamadı

Hazırladığı konuşmayı Başkonsolos Umut Acar okudu.

***

Değerli Konuklar.

Ben Cumhuriyetle yaşıtım ; size anlatacaklarım , yalnız duyup işittiklerim , okuyup öğrendiklerim değil, aynı zamanda kendi hayat hikayem olacaktır.

Cumhuriyet , yedi büyük savaşın ardından kurulmuştur. 1856 Kırım, 1877 Osmanlı-Rus , 1892 Yunan , 1911 Balkan, 1914-18 Birinci Dünya Savaşı, nihayet 1920-22 Kurtuluş Savaşı.

Bu savaşlardan yalnız sonuncusu zaferimizle bitmiştir.

Ama bu zafer ; vatandaştan yalnız canını ve kanını istememiştir.

Aynı zamanda, onun atını, arabasını, kağnısını, keten bezini , çorabını , hatta pencere demirini alarak bu savaş kazanılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdiğimizi bugün bile bilmiyoruz.

Ama ; kardeşlerini bu savaşta kurban veren Avşar kazını biliyor ve parmağını Alama’a uzatıyor.

Mektup saldım da varmadı,

Tel vurdum aynı gelmedi,

Alamanya harbeylesin,

Gayrı kardaşım kalmadı.

Savaş yılları, Osmanlı İmparatorluğunun ekonomisini tümden harap etmiş, ekin tarlada çürümüş , toprak tohumsuz , evler erkeksiz kalmıştır.

Kağnıya ve sabana koşulacak hayvan , çiftin sapına yapışacak erkek yokluğunda çifte , hayvan yerine kadınlar koşulmuştur.

Bu çöküşün en gerçekçi destanını hemşehrim “Şarkışlalı Serdari” yazmıştır.

Bu uzun destandan dörtlükler veriyorum :

Tahsildar da çıkmış köyleri gezer

Elinde kamçısı , fakiri ezer

Yorganı döşeği mezatta gezer

Hasırdan serilir çulumuz bizim

Evlat babasının sözünü tutmuyor

“Açım” diye, çift sürmeye gitmiyor

Uşaklar çoğaldı , ekmek yetmiyor,

Başımıza bela, dölümüz bizim.

Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara halimi kimse sormuyor

Padişah sikkesi, selam vermiyor

Kefensiz kalacak, ölümüz bizim.

Savaş yılları ; Türk aydınlarının en yiğit, en idealist , en eğitimlilerini ölüme sürmüştür.

Onlar geri gelmemiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın felaket tablolarından birini unutamıyorum.

Bu tabloda, Tarsus tren istasyonunda bir kadın görünür.

Ordu kanal bozgunundan dönmektedir.

Çul çaput içinde, hasta, perişan.

Vagonlarda çuvallar gibi istif edilmiş bir asker görüntüsü.

Ak saçlı bir ana, yazması omzuna düşmüş, saçları darmadağın; bir vagondan öbürüne koşarak feryat ediyor;

“Mehmedimi gördünüz mü ? Mehmedimi gördünüz mü ?”

Falih Rıfkı Atay ona diyor ki “ Ana , biz senin Mehmedini kumarda kaybettik”

Türkiye Cumhuriyeti’nin talihsizliği; çökmüş bir ekonomi ve harabeye dönmüş bir memleket üzerine kurulmuş olmasıdır.

Büyüklüğü de bundandır zaten .

16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan ayrılan Bandırma Vapuru, bu çöküşü tersine çevirecek bir umudu taşıyordu.

Bu umudun adı “Mustafa Kemal Paşa”dır.

(Devam edecek)