1800 - 1923 LOZAN ARASI TÜRKİYE İKTİSAT TARİHİ - 5

04/10/2019 19:22 410

 

Yazı dizimizin geçen haftaki bölümünde, III. Selim  dönemine gelmiş ve ana konumuzun başlangıç tarihine adım atmıştık.

III. Selim, ilk yenilikçiliği uygulama cesaretini gösteren padişahtır. Ancak, 1808 yılında çok feci bir katliama uğramasıyla, zaten çok yaygınlaşamamış olan yenilik hareketlerine son verilmiştir. Onun yerine kısa bir dönem için gelen IV. Mustafa'dan sonra ise 1808 yılında II. Mahmut tahta çıkmıştır. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı'ndan kısa bir süre önce vefat eden II. Mahmut bir çok konuda olduğu gibi ekonomik ve malî konularda da büyük yenilikler getirmiştir.

1838 Balta Limanı Ticaret Anlaşması, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanları gibi XIX. yüzyılda temel dönemlerde ekonomik ve malî konularda bir çok yeniliklere yönelinmiş, ancak hiç birisinde istenen sonuca ulaşılamamıştır. Bu dönemlerde yapılan yenilikler, değişimler, Avrupaî olma girişimleri, kurumsal yapılanma gayretleri devletin ve toplumun ilerlemesine, gelişmesine neden olamamış, aksine, 1854 yılında alınmaya başlanan Dış Borçlar nedeni ile, 1881 yılında II. Abdülhamit zamanında Devlet iflasını istemiş ve Düyun-u Umumiye Kurumu Devletin ekonomisine büyük oranda el koymuştur. Bu kurum, 1 kişi hariç tamamı yabancılardan oluşan bir komisyonla, ekonomi yönetimimizi eline almıştır.

Bu temel kırılma tarihlerini verdiğim dönemler için bir konuyu vurgulamakta oldukça yarar var diye düşünüyorum: 1838 Balta Limanındaki Dış Ticaret Anlaşması ile birlikte, ülkede, gayrımüslüm bir zengin sınıf oluşmuş ve ülke ekonomisi çoğunlukla o kesimin eline geçmiştir.

İşte bu temel gelişmeler, 1908 yılında II. Meşrutiyet'in ilanını sağlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ileri gelenlerinin bir süre sonra, daha bir Milliyetçi tavırlar almalarına neden olmuştur.

Bu durumu, daha açık bir ifade ile şu şekilde anlatabiliriz:

II. Meşrutiyet'in ilanı öncesinde, Osmanlı Devleti'nin ekonomik anlayışı şöyle açıklanabilir:

1838 Balta Limanı Serbest Ticaret Anlaşması ve hemen sonrasında ilan edilen Tanzimat Fermanı ile birlikte, ekonomik sistem daha Liberal bir yapıya bürünmüştür. Bu şekilde devam eden çizgi, II. Meşrutiyet'in başlarında, gerek siyasî, gerekse iktisadî anlamda varlığını devam ettirmiştir. Ancak, II. Meşrutiyet'in ilanında yer alan Türk Aydınları'nın, Osmanlıcılık fikrinin tutmadığını, Türk olmayan milletlerin, sadece kendi milliyetlerinin mücadelesini verdiklerini görmeleri, işin akışını değiştirmiştir. Türk Aydınları, liberal çizgiden saparak, hem siyasî anlamda hem de iktisadî anlamda Millî bir yapının oluşması gerektiğini düşünmeleri, ülkenin bundan sonraki siyasî olduğu kadar ekonomik seyrini de değiştirmiştir.

Bu arada, bir konuyu anlatmalıyız: yukarıda bahsettiğimiz, XIX. yüzyıldaki yenilik, değişim gibi yapılan girişimlerin başarılı olmaması ve sonuç olarak Ülkenin 1881 yılında iflas etmesinin çok önemli bir nedenini de burada belirtmeliyiz. Bu kadar ağır şartlar yaşanırken, Devlet yönetimi, tantanalı, şatafatlı yaşamaktan vazgeçmemiştir. Öyle ki, 1854 yılından itibaren alınan dış borçların da ciddi bir kısmı bu yaşantıya ve aşırı israfa harcanmıştır. Bu konuda sadece bir örnek vermek bile, acı gerçeği göstermeye yeter düşüncesindeyim. Osmanlı Devleti, iç borçlanmanın döndürülemez olması nedeniyle ilk defa dış borçlanmaya gitmek zorunda olduğu 1854 yılından yalnız iki yıl sonra, yani, 1856 yılında, dünyanın en gösterişli saraylarından biri olan Dolmabahçe Saray'ını yaptırmıştır. Hatta, şunu da söylemeliyiz ki, İstanbul'daki büyük Sarayların tamamı, Topkapı Sarayı hariç,1840 yılından sonra yapılmıştır. Maalesef, bu masraflar da itibar unsuru olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Ama sonuç: İFLASTIR!

1908 yılında ilan edilen II. Meşrutiyet ile birlikte güçlenen İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1913 yılında yaptığı Bab-ı Âli Baskını ile Osmanlı Devleti'nin yönetimini tamamen ele geçirmiştir. Yukarıda açıkladığımız nedenlerle Millî iktisat konularında büyük gayretler sarf eden İTC, istediği sonucu, diğer konularda olduğu gibi iktisadî konularda da elde edememiştir. Ancak, belki şu söylenebilir; Cemiyet'in Millî duruşu, Millî Mücadele'nin kazanılmasından sonra, iktisat alanında Millî bir yapının oluşmasına ışık tutmuş olabilir.

Önümüzdeki hafta, Mondros Mütarekesi ile başlayan süreçle yazımıza devam etmek ümidiyle...